Tr | Eng |
  • Yusuf
  • Çamaşırcı
  • Lidyalı
  • Koala
  • At
  • Kırım sonrası
  • Esaret
  • Balık
  • Hititli
  • Bacılar
 
Mesaj Gönder  
İsim Soyisim
Mesajınız

Lütfen resmin içindeki karakterleri giriniz.
 
 
Mesajlar (245)  
Erto Otre
Erto Otre James Joyce İrlandanın sömürgeciliğini Ulysses anlattığında -İngilizler sadece ona bu adam bize küfür ediyor kitabın da dediler. Asıl onu Dublinlili sosyalistler ve Cumhuriyetçiler yerle bir ettiler. Sürekli aşağılamalar,yermeler, bireysel küfürler, dönek sosyalist diyenler Dublin'i rahat bırak mirasımızı yemekten vaz geç diğenler az değildiler. Kimse onun Sinaması dahi olmayan Dubline kendi çabalarıyla açtığı Sinamayı değil. İlginç heykellerin, köprülerin,okul müdürlerin, Dublin aşk geceleri ve Dublinli sıradan bireylerin bilinç altı tekniğini ortaya koyuşunu konuşmadı ama dünya bügün onu anıp konuşuyor. İrlanda bağımsızlığa kavuşamadı ama onun kitaplarını okuyanlar İrlanda aşığı sömürgeci düşmanı oldular. Bügün bizim dahi farkına varmadığımız güzellikleri kalkıp Azeroğlu yazıyorsa farkına vardırıyorsa saygı duymamak elde değil. Bence Azeroğlu büyük bir birikim ve korkunç bir dünyanın yükünü taşımaktadır, dünyanın ondan beklediği eserleri bizim farkına varmadığımız bir incelik ve estetikle anlatmaya çalışıyor, anlatmaya çalıştığı bizim kendi öz hikayemiz. Bence korkunç bir birikimin Mirasını yiyoruz. Filozofta Baba Bertalı anlatmaktadır , sürekli gördüğüm bir adam Kitabı okuduktan sonra kuyumcuda gördüğüm baba Bertalın elini öpmek için Annemin peşinde sıraya dizilmem mistik bir güce inandığımdan değil ama o artık Hobitteki Gandala benziyordu. baba bertal olmaktan çıkmıştı benim gözümde ilginç duruşu sakalının heybeti romandaki Bilge derwiş gibi bir kahramandı. Annemle ikimize elini öptürmedi ikimizide kovdu. Ben ısrarla Kahraman’ın eline dokunmaya onun gerçek bir Gandal olup olmadığının heyecanıyla sessizce eğildim yaşlı Gandal ısırgan otundan kaçar gibi elini çekti 😊 bu kovma karşılığında annem çok sevinince Şaşırdım annem şöyle desi -ezki sun leoyu baba Bertal sun ree xızır. Tekrar Azeroğlunun keşfettiği bu sırrın sadece Simyacıların işi ve keşfedebileceği bir iş olduğuna inandım. Ve bu kıskançlık karşısında Anneme dönüp Azeroğlunu kötüledim 😜 Bizim durumumuz bence bu. Bence son 68’li artık rahat bırakılmalı. Yazacağı okadar şey varken komik figürlerin soruları ve küfürleriyle meşgül olması, biz sabırlı okuyucuları karşısında sanırım istemek istemiyorum ama neyse biraz kibarlaştırayım kaba kaçıyor. Muzzaffer Oruçoğlu sarı baskılı bir Mahkeme savunması vardır. Yazı yazdığınız gazeteden temin edebilirsiniz. Yazdığı her kitapta, dergide ve sosyal medya ortamında samimi bir şekilde fikrini ortaya açıkça koyan hatalarıylada yüzleşen biri. Bunu anlamamak okumadan kahve köşelerinde yapılan mahalle ağzı eleştirileri de zaten romanda anlattığı tipik tiplemelerdir. Ahmet abi seni Tohumdaki Nisan tezlerini Mayıs tezeklerine benzeten adama benzettim 😊çok sevindik öyle-yada böyle seni yeniden keşfetmek güzeldi be Ahmet abi.
Metin Ahmet
Aylardır giriş yapmadım Facebook ortamına. İnternet paketimin bittiğinden ya da şarj bittiğinden değil tabi ki, yazdığım cümleleri okuyan Scharlek Holmes ların çok fazla olmasından. Neyse, bu süre içerisinde seçimler, başkanlık, ekonomik kriz, yoğun savaş vs. olayları sürerken, en ilginç hadise Muzaffer Oruçoğlu nun deşifre edilmesiydi. Bir grup Dersim sevdalısı insan Mazgirtte bir parka Oruçoğlu isminin verilmesine haklı olarak karşı çıktı. Ve Oruçoğlunun kütüğünün Ardahan- Göle ye bağlı olduğunu deşifre ederek bizleri uykumuzdan uyandırdılar. Zira, ne Muzonun 68 kuşağı önderi olması, ne devrimci hareketin bir parçası olması, ne Dersime olan aşkı, ne yazdığı mükemmel romanlar ve ne de yaptığı güzel resimler değildi bizim Muzaffer olan sevgimizin nedeni. Tek nedeni onu Pilvenk Köyünde doğup, ilkokulu Tunceli Atatürk İlk okulunda, liseyi Kalan Lisesinde okuduğunu bilmemizdi . Ve işte Pertek ilçesine bağlı Köln Nahiyesinde ve Ovacıka bağlı Frankfurt Uşağında yaşayan öz-hakiki dersimliler bunun yalan olduğunu ortaya çıkararak bir anda Oruçoğlu sevgimizi yok ettiler, iyi de ettiler. " Ben güzele güzel demem, güzel dersimli olmadıkça" Mazgirt Belediyesine düşen görev, derhal Oruçoğlu ismini kaldırıp, kütüğü " Tunceli de olan bir kişinin ismini vermesi. Aynı süreçte yine "demokratik" cenahtan bir arkadaş tarafından Muzoya açık mektup şeklinde tadından yenmez sorular soruldu ve cevap istendi. Her birinin 24 ayar altın değerinde olduğu sorular karşısında Muzo : " eyvah yakalandım, deşifre oldum" kaygısıyla cevaplar verdi. Ama biz yemeyiz sevgili Muzaffer, o soruların daha devamı var. Bunlara da cevap ver bakalım: M. Oruçoğluna Altı Açık Üstü Kapalı Sorular : 1- Karl Marx Londrada ekonomik dar boğaz içinde Kapital i yazmak için senden borç istediğinde, neden " valla Karl abi yıl sonu vergimi yeni yatırdım, beş kuruşum yok" diyerek geçiştirdin 2- Leninin Isviçreden Rusyaya trenle gittiği o meşhur yolculukta Leninle aynı kompartmanda oturduğun halde, yemek vaktinde haşlanmış yumurtanı ve domatesini onunla paylaşmamak için başka kompartmana geçtiğin doğru mu 3- Çin devriminde önemli bir yer tutan Uzun Yürüyüş esnasında , başlangıçtan iki saat sonra tuvalet ihtiyaç bahanesiyle yürüyüş kolundan ayrıldığın ve gizlice 4x4 bir jiple varış noktasına gittiğin doğru mu 4- Kartacalı Hannibalin ordusunu İsviçre Alplerinde sen mi ihbar edip pusuya düşürttün Kamuoyuna Hürmetlerimle Metin Ahmet 22 Ağustos 2018
F. İhsan Berkin
ÇELEBİ Geçenlerde sevgili Muzaffer ORUÇOĞLU'nun Ahmet Hulusi Kırım'a verdiği yanıtlarla ilgili bir yazı gordüm. Yazıyı tamamiyle okuyacak kadar sağlam bir mideye sahip olmadığımdan, yarısından sonra sayfayı kapattım. Sonra bu tür burnu büyük, sonradan görme ve nereden geldiği belli olmayan ukalalara(ukalanın anlamı bilmediği konularda ahkam kesmektir) bir yanıt vermek gerektiğini düşündüm. ........ ÖNCE ÇELEBİ'Yİ TANIYALIM TKP/ML tarihinden birhaber AHKIRIM, cahilin cesaretiyle, Muzaffer ORUÇOĞLU'yu siyasi savunma yapmamakla suçluyor: aynen şöyle soruyor AH KIRIM : ' Istanbul'da gorulen 165 kisilik davada senin ve satilmis A.K'in siyasi savunma yapmasi gerekmiyor muydu? Yakisik aldimi IBO ardıllarına.980 surecinde tum TKP/ML davalarında birileri siyasi savunma yapti' Ebu Cehil'in sorusunu bir kenara bırakalım şimdilik. Yetmişli yıllarda TKP/ML ile tanışan herkesin cebinde İbo'nun, ilkel teksirle basılmış DÖRT TEMEL YAZI'sı, işkencede devrimci tavır, hücre evinde nasıl spor yapılacağını anlatan ve sanırım beş temel hareket adlı kitapçık ve Aslan KILIÇ ve MUZAFFER ORUÇOĞLU'nun sıkıyönetim mahkemelerinde yaptığısiyasi savunmalar bulunurdu. Bugün bulunduğu yer ne olursa olsun, ARSLAN KILIÇ'ın savunmasından öğreneceği çok şey var sayın bay AHKIRIM'ın Muzo'yu savunmalarından tanımıştım o yıllarda. 12 Mart faşizmimin karşısında boyun eğmeyen tavrı beni hergün daha da dirençli kılıyor, biliyordu devrimci yanımı. Onların sayesinde TİKKO'cu oldum Yıllar sonra cezaevinde mektuplaştık Muzo'larla. Onlar Niğde'de biz Buca'da. Bizim tarafta yazan ben, Niğde'den yazan Süleyman Yeşil. Bu mektuplarda biraz olsun birbirimizi tanıdık, ama herkes bilir ki, bu mektuplar biraz resmidir, protokol dahilindedir. Sonra Muzo'yu yurtdışında tanıdım. Kendi kendisiyle dalga geçebilecek ender önderlerden birisiydi Muzo. Hellenica'lı (Yunanistan küfür olduğu için, bir devrimci olarak Yunanistan'ı reddediyorum) komünist önder LUCAS, Muzo'yu ÇELEBİ olarak tanımlamıştı. Önce biraz gülüyorduk bu tanımlamaya, sonra benimsedim. Lucas bizden daha iyi tanımıştı ÇELEBİ'yi. Çelebi'nin en sevdiğim yanı Dante'yi okumuş olmasıydı (Sanırım AHKIRIM bu adamı (DANTE'Yİ) tanımıyor, çünkü Çelebi'yi bile okumamış) 'SEGUI IL TUO CORSO E LASCIA DIR LE GENTI' ( INSANLIK KOMEDYASI- Sen bildiğin yoldan yürü, ve bırak ne derlerse desinler). Çelebi hem kendisiyle dalga geçti, hem de bildiği çizgiyi uyguladı yıllarca. Sonra Çelebi ile aynı evde ve Paris'te aynı evde açlığı paylaştık. O günleri hep tebessümle anarım. Zor ama güzel günlerdi. Çelebi işte böyle biriydi. Konuyu fazla uzatmadan, sorulara devam edelim; Sayın A.H.KIRIM önce, darbe sonrası 'neden Muzo'nun DERSİM'i toparlamnadığını soruyor, (burası beni aşıyor, çünkü orada değildim, sanırım AHKIRIMI da aşıyor). Sonra Sayın Bay A.H.KIRIM Çelebi'yi çözülmekle suçluyor. Istanbul'a geldikten sonra büyük bir operasyon yendi.Cözûldüğüne göre bunda senin sorumluluğun var miydi? Sonuçta ÇELEBİ çözülmüştü. 55 günlük işkence sonucu polisin bildiği konuları kabul etmişti. Bu çözülmeydi sonuçta. AMA İşkence karşısında çözülmek insani bir olaydır. Çelebi Örgüte ne zarar vermiştir. Önemli olan bu. Sonra Zat'ı muhterem şöyle diyor: Daha sonra seninle HALKIN GÜNLÜĞÜ gazetesinde sayfa arkadaşlığı yaptim.Yazilerini ibretle okudum.Cunku yazdıklarınla partinin ideolojik-siyasi hattinin icini bosaltiyordun.Yazilarinda ne MAO ne STALIN bıraktın.Yerle yeksan eyledin Fransızların çok sevdiğim bir lafı var 'ET ALORS' (Ne olmuş yani). AHKIRIM çok geri insanları etkileyecek en güzel şeyin MAO VE STALİN'e laf uzatılması olduğunu keşfetmiş. Diyalektiğin cahili onu hep duragan sanır, oysa MARX, ENGELS LENİN STALIN VE MAO eskimiştir. onlara 'TABİRİ CAİZSE DİL UZATMAK FARZ'DIR. Eğer onları, İbrahim'i kelime kelime savunuyorsanız gericisinizdir Fazla uzatmayayım A.H.KIRIM kuşak demagojisiyle kendisini MUZO ile eşleştiriyor. Aynı yaş grubuymuş vs. Sayın bay A.H.KIRIM herşeyden önce MUZO'nun adını desturla anması gerekiyor.
Savaş Kızıldereli
Bùyük bir ustalıkla kurduğnunuz Evin temeli o,kadar sağlam bir mimari olarak işlenmişki çatı eskise de bile yada her hangi bir tufana uğrasa bile yeniden inşa edilir bir sanat dokusu erdemliligiyle okadar samimi bir tarz ile tarihe beyan etmiştirki binlerce insanın o evin doğayla uyumunu iklim varlığını gelecegin moderaszisiyonu ile insanlığı tamamen içine çeken taşıyıcı ahlaki kutsallık vede doğudan o, evi aydınlatan GÜNEŞİN kizıl vuruşları ile renga renk olup dünyanın temel harikalarından biri oluveren iç dekorasyonlaarıyla gönülleri feht eden o, mükkemmel evrenil yapısıyla bıraktığı izlerle her renkten ve her düşten her coğrafyadan insanlığı temsil ederek kendi kültürel öz varlığıyla buluşturan bir üstün zeka ve mücadeleci cesaretin örsünde dövülerek inandığı ebedi yolculuğa Sevdalı olmanın yaşanmış öyküsünün izlerinde yürümek ve mutlu yarınlara kavuşmanın aşkıyla adil eşit ve güzel bir yaşamı pekiştirmenin seyrinde ölmekte enn Onurlu ölüm demektir.. yaşamak ise en doğru ve berrak en belirgin olanla beraber direnmektir..çok iyi bilinmelidirki her insan ve her toplum kendi iç dinamikleriyle dirilerek mutluluğu için doğrularıyla yaşamın gelecegini zapt ederek kazanmasıdır .. ... Bu Aşkla inatla ısrarla yaşamak için direnen MUZAFER ORUÇOGLUNU her zorlu kavgamızda büyük Cesaretin güveniyle birlikte gelecege taşıyarak yürüyoruz......
Bergüzar Gül
"Önemli olan güzel işler yaparak yaşamaktır'' diyen Muzaffer Oruçoğlu' da, insanın manevi dünyasını renk ve ışık mahşerine çeviren sevginin, ürüne dönüşmesi gerektiğini, dönüşmediğinde delilik ve çılgınlık alâmetlerinin çığ gibi büyüyüp sahibini ezeceğini söylerdi. Ivan Marchuk;1936 Ternopol bölgesi Moskalevka köyünde doğan Marchuk, Lvov Uygulamalı Sanatlar Enstitüsü’nden mezun oldu. 1972 yılından itibaren kendi başlattığı ‘‘Pliontanism / Örgü Örme’’ tekniğiyle eserler üretmeye başladı. 1989 yılında Avustralya’ya göç etti ve 1979'da Moskova'da, 1980'de Kiev'de başlayan sayısız kişisel sergiye ev sahipliği yaptı. Taras Shevchenko'nun şiirlerinden esinlenerek çıkardığı 43 tuval, Kaniv'deki Shevchenko Ulusal Korumasındaki müzede sergilendi. Marchuk'un; 'Dünyamın Sesi' dediği gençlik çalışmalarıyla, 'Ruhumun Sesi' dediği olgunluk dönemi çalışmalarının aralarında bulunduğu 65 eserini kapsayan 'Düşsel Detaylar' sergisi, İzmir'deki Folkart Gallery'de 20 Mayıs'a kadar gezilebilir. Sergi için Türkçe, İngilizce ve Ukraynaca olmak üzere 3 dilde, 340 sayfalık bir de albüm hazırlanmış. Marchuk; sanatın, yaşamında önemli bir etkiye sahip olduğunu şu cümlelerle vurgulamış. "Seneler boyunca insanların resimlerimin önünde ağladıklarını ve yaşamlarında çok büyük kırılmalar yaşadıklarını gördüm. Sanatın, insanlar ve onların yaşamları üzerindeki etkisini çok iyi biliyorum. Böylesi etkiye sahip olan bir şey nasıl yaşamınızda önem sahibi olmaz ki." Bergüzar Gül
Bergüzar Gül
Muzaffer Oruçoğlu'nun Newroz kitabındaki Çolo karakterini, kitabı okuyan herkes bilir. Konsere giderken yolda gördüğümüz bu mekân, bize Lori'yi de hatırlattı. Yüzümüzde tatlı bir tebessümle konser alanına gittik.. Oruçoğlu'nun romanlarının akışkan bir dille yazılmış olması okurların beğenilerini kazanmıştır.. Sevgili Muzaffer Oruçoğlu, kalemin uzun ömürlü olsun! Hafta sonu bir sonraki durağımız Ivan Marchuk'un resim sergisi idi.Yaşayan100 deha arasında yer alan ressam Ivan Marchuk, muhteşem eserleri ile resim severlerin beğenilerini topluyor. Hayranlıkla baktığım resimlerin karşısında kendimi alıkoyamadım. Sergiyi gezerken resimlerindeki gizli karakterleri görmek, bana Muzaffer Oruçoğlu'nun eserlerini anımsattı.
Devrim Kara
Çocukları,doğayı,hayvanları,ihtiyarları,sanatı,bilimi,edebiyatı,şarabı,şakalaşmayı,dostları,devrimcileri,özgürlük kavgasını,paylaşmayı severim. Ormanda dolaşmayı,ay ışığını,gök gürültüsünü,kendi halinde akan dereleri, yakamozu,yağmuru,rüzgar sesini,kamp ateşi kenarında gece hayvanlarının seslerini dinleyerek uyumayı severim. Tek başıma sabahlamayı,okumayı ,yazmayı,çizmeyi severim. Güzel kadınların dikenleri vardır ,bu yüzden güzel kadınları uzaktan severim. Sevdiğim insanların çoğu ölüdür,yaşayanlar içinde çok az insan severim. Muzo baba onlardan biridir. Mülkiyetle alakası olmayan,ahlakçılık yapmayan,bilgisiyle ezmeyen, yol gösteren ,güldüren,düşündüren,güzele teşvik eden,hep olumlu düşünen,hiç kimseyi kırmayan,elinde avucunda ne varsa paylaşan,hataları göze sokmayan, tabusuz,Allah'sız,şefsiz bir kafa;çok değerli bir ağabey. Bize İbo'dan ,Ali haydar 'dan ,Meral yakar'dan Ahmet muharrem çiçek'den yadigar. "Aç kal ama kitapsız kalma" diyen bir kişilik. Devrime,sanata ,edebiyata adanmış Dünya'dan aldığının kat kat fazlasını şimdiden geri ödemiş biri. Okuldan atılmış,dağda yatmış,il il gezip devrimcilik yapmış,işkence görmüş,en yakın yoldaşlarını toprağa vermiş,idam almış,15 yıl kadar hapiste yatmış,defalarca firar etmeye çalışmış,tahliye olduktan sonra askere alınmış,askerden kaçıp Meriç nehrini geçip yurt dışına kaçmış ,sürgünlüğü de tatmış bir roman kahramanı. Yazdığı romanları okuyup devrimci olan sonra da kavgada düşen insanlar var. O resimle pek ilgilenmeyen işçilere sürrealist sergiler dolaştıracak kadar devrimci bir insan. Yaptıklarının, çizdiklerinin ,yazdıklarının ışığı ;yaşamı sona erdikten çok sonra bile bu toplumu aydınlatmaya devam edeceğine eminim. İnsanlığa olan umudum ne zaman azalsa onun romanlarını okurum. Eserlerinde bolca bulunan yarı deli yarı bilge kahramanlar beni çok güldürür ve neşe verir.
Diego Parana Eliya
Sayın Oruçoğlu, Eseriniz,Kengruları seneler önce okudum ve çok beyendim. Seneler sonrada olsa aklımda kaldı...! Belkide Romanınızda göç etmiş insanlarımızın (Satılmış amca oğlu,Hacı hůsref ,cīftşeker...) Kaderlerinin Realde bizlerin kaderine benzerlik Göstermeside olabilir. Sizi kutluyorum, ELBETTE taktir ötesi kaleminiz unutmamın en bůyůk faktörů. Avustralyaya yapmış olduğunuz ziyaretin umarım biz okurlar için yeni bir ESER kaynağı olması.(kabůl buyurunuz,:-))) Alice Sprigs e develerle gidilen ,yolculuğun ve Canberra Melborn şehirlerinin ötesi Cografik Demografik izlenimlerinizi bizlere iletirsiniz. Madonnanın dev posterini hala görůr gibiyim. Kaleminize saglık. Saygılar
Ergüder Oruçoğlu
Küçük bir köyde doğdu.Akan dereleri ,gül kokan tepeleri vardı. Üç ayı yemyeşil ,dokuz ayı dondurucu soğuğu ,buza kesen karı vardı.Issız dağlarında aç ayılar ve durmadan uluyan kurtları vardı. Her kapıda bir köle ve onu acımasızca ezen ağalar vardı. Kesilen bir karpuz dilim dilim dağıtılır kölenin çıplak çocukları ise ağlamsı bakarlardı. Gitmezdi gırtlağından bir dilim karpuz.Zula edip ahırda kölenin çocukları ile paylaşırdı.Her zaman bu böyle gitmez,bazen yakayı ele verir ,ölümcül dayak yerdi.Merhamet yüklü yüreği ağır geldi içine.Elindeki ufak harçlığı kitaplara verdi.Bahar çağlayanları gibi taştı.Rize öğretmen okuluna ulaştı. Çağlayan baraj tanımazdı.Yıktı engelleri karıyla buzuyla aktı gitti İstanbul Çapa yüksek öğretmenin kapısına dayandı. Yazdı çizdi olgunlaştı.Enperyalizmin küstah filosuyla uğraştı. İki satırlık bir yazıyla düşünün dışında kaldı.Küçük borç memuriyet masası özleminden Dünya ile tanıştı .Yazdı kitlelere ulaştı.Çizdi sanatla bütünleşti.Avrupada öz yurdundan sanat severlerle uzaktan tokalaştı. O artık sınır tanımaz evrensel düşünen ortak paylaşan bir ışık oldu.Yayıldı dağa,taşa,ovaya milyonlarca yıldız oldu.Işık kümeleri tutulmaz engelleri tanımaz düşleri karanlığı boğar oldu.Ne mutlu sana büyük insan. Çalıp çırpıp ,küstahça yiyen zalimlerin korkusu oldun.Düşlerinle yaşayıp insanlığın tadına vardın.İşte aynı Anadan doğan kardeşliktir beni onurlandıran.
Özcan Yıldız
Muzaffer Orucoğlu çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Bunu da geçmişin getirdiği birikimler, deneyimler, yaşanmışlıklarla kendisini tümüyle donatmış tabiri caizse bir aydını gerçek anlamda ete kemiğe büründürmüştür. Her yazar fantastik eser de yazar, gerçekçi romanlar da yazar. Önemli olan bunu hangi bilinçle donatmak ve okura hangi düşünce anaforunda sorgulatarak sunmaktır. Muzaffer Orucoğlu romanlarını okuyanlar bilir. Kendisi deruni bir sofistike kişiliğe de sahiptir. Bunu nerden mi biliyoruz Tabii ki yapılarından. Bir "Filozof" kitabı defalarca okunmaya değer mesela buradaki derinliği görebilmek için. Bir "Mengene" deki monolog olağanüstüdür mesela. Sonra "Newroz" vd... "Dersim" i de unutmamalı. Tabii bunlar okuduğum için aklımda olanlar. Kanımca/nacizane fikrim tabii 68 Öğrenci hareketinin ve Türkiye devrimci hareketinin en verimli ve kendini bu anlamda yetistirmiş ender aydınlarındandır Oruçoğlu. Dedim ya, çok yönlüdür. On parmağında on marifet derler ya hani, öyle işte. Romanlarındaki çok yönlülük, diğer alanlarda da mevcut: Özellikle de resim. Her şey vardır içinde: Kadın, işçiler, köylüler, Madenciler, Mitoloji, portreler vs... Ama hepsi kendine özgü. Işte budur sanatçı, budur aydın dediğimiz kişiler. Iyi ki varlar. Dileriz daha da çoğalırlar
Enver Savaşan
M.Oruçoğlunun tüm roman,öykü,şiir kitapları,köşe yazılarının tumünü okudum. Kendisine devrimciyim diyen kişilerin Oruçoğlunun eserlerini okumamişlarsa eksiktir bir tarafı. Her devrimci demokratın kitaplığında Maksim Gorki, Tolstoy,Yasar Kemal,Livaneli,Sebahattin Ali ve M. Oruçoğlunun eserleri bulunmalı ve okunmalıdır Türkçe dilini en iyi kullanan zengin bir usluba araştırmaya geçmişi ve günumüzü geleceği en iyi okuyan sanatçı ve yazarlardan birridir.
Deniz Faruk Zeren
Muzaffer Oruçoğlu'nun Newroz adlı romanının Belge'den gözden geçirilmiş yeni hali üçüncü basımı yapmış. Gürültüsüz. Tertemiz. Babek Yayınlarından çıkan eski baskılarını da sayarsak binlerce okura ulaşmış demektir bu. Edebiyat camiası, eleştirmenler dışında herkes okuyor yani Oruçoğlunu. Yılların emeğinin, üretiminin kendine has, sakin, gösterişten uzak, ilgili bir okur kitlesi yarattığını da söylemek mümkün. Popüler ve şişkinlikten uzaklaştıkça çağdaş edebiyatın ana arterlerine yakınlaşıyorsun, kesinlikle. Popüler olan kötüdür demiyorum ama başka sokaklarda gezinme cesareti olmayan çıkmaz sokaklara maruz kalır. Belge'nin bütün eserlerini yeniden, elden geçirerek, hataları giderip, yeni tasarımlarla basmasını dilerim.
Haydar Demirci
1983 yılında düzenlediğimiz 8 mart dünya emekçi kadınlar gününde,bir kadın yoldaşın İranlı şaair bir kadının şiirini okuduktan sonra,kürsüye doğru ilerleyen Murat arkadşın da şiir okuyor olmasına çok şaşırmıştım.Dersim aksanıyla konuşan yoldaşın,tüm konuları derinlikli anladığını ve anladıklarını köylü diliyle anlattığı için, adını köylü koymuştu yoldaşlar.Sadece konuşması değil; oturuşu da köylü oturuşuydu, 'belden aşağısı diğer beden normlarına göre daha uzun ve genişliğinden olsa gerek, ona bağdaş oturması için özel günlerde özel yer ayırır rahat konuşması için yardımcı olurduk.O istemese de biz huyunu biliyorduk içten sevineceğini.Köylü kürsüye çıkacak gibi ilerlediyse de toplantının tam orta yerini gözüne kestirip,orada önce Nazımın 'yapı yükseliyor şiirini büyük bir coşkuyla okudu.İkinci şiiri Muzaffer Oruçoğlu yoldaş için okuyacağını söyledi ve onu da büyük bir heyecan atmosferinde okuyunca kitleden büyük alkış aldı ama,yüz ifadesindeki kararlılık ve kendine olan özgüveninde miydi bilemiyorum,okuduğu şiirleri elinde, ki notlara vs yazıları okumadan hiç kekelemeden köylü olmayan bir dille okumasına ayrıyetten hayret ettik.Normal yaşamında ve günübirlik yaşam seyrinde ,ciddi duruşlu olsa da, onun konuşmasında mutla bir anı ve anekdodt geçmeden edemez,hatta bazen yoldaşlardan eleştiri de alıyordu;bırak artık bu tekerlemeleri de kitleler sen den daha iyi daha gerçekçi şeyler bekliyor,anlamında uyarılara aldırmaz,kahkahalarla gülerdi.' haklısınız yoldaşlar ama, gözdür görüyor.ben bunu anlatıp gülmeden sizlere anlatamıyorum.Durup dururken bir insanın kafasını,bir meseleyi, bir ciddi veya sıradan şeyleri anlatamıyorum.bunun bir sebebi olmalı.Bundan dolayı anlatacağım herşeyi bir örnekle anlatıyorum.mesela bizim köyde bir veli Çavuş vardı; ' adamın iki katırı vardı; bir deli diğer akıllıydı.O deli katır arada bir çifte atma krizine girerdi.Dakikalarca seri olarak çifte atar sonra da yorulup bayılırdı.Ayılınca da ,Veli Çavuş gidip hayvanın tam gözünün içine tükürüdü.Beğendinmi yaptığı der gibisinden,katıra değil de ,bir insanla konuştuğu gibi sözler eder ,söver sayar,yetmemiş gibi ,'katırına yaptıklarından ötürü bir de küserdi. Böylesi kısa anılarını anlatırken de yine hem bizi hem kendisi çok gülerdi. Neyse ben konuma döneyim; Saygıdeğer Muzaffer Abiyi o yıllarda, köylünün sayesinde adını tanıdım sonra da yazıları vb şiirleri hapisten binbir türlü zorluklarla ulaştığında, artık,İbodan sonra demekki hayatta ve hapiste olan birçok yoldaşın olduğunu öğrendim.Biraz köylüce oldu ama,laf lafı açar.Köylü Murat sayesinde Hem muzoyu,tanıdım, hemde roman okumayı vs rasıra şiirleri takibetmeye başladım.Önümüzdeki yüz yılın önde gelen edebiyatçıların biri Muzaffer Oruçoğlu olacağını,o zaman tahmin eden sevgili köylünün öngörüsüne hayran kaldım.Lafı bu kadar uzatmamdaki asıl meramım,tabiki dönüp dolaşıp,Yavana geleceği için,uzattım,'Yavan' dersim de olmazsa olmazıydı diye bilirim.Sevgi ve selamlarımla.Nice Romanlara, imza atmanız temennilerimle..
Devrim Kara
Tüyap'da Belge yayınlarının düzenlediği "Edebiyatın dorukları"panelinde bir ağabey söyledi. Castro "Bir sanat eseri sınıf mücadelesinden bahsetmiyorsa hiç bir önemi yok" türünden talihsiz bir laf etmiş. Don kişot iki kez okuduğum bir eserdir ve sınıf kavgasından falan bahsetmez. Çok sonra ögrendim ki Che'de çok severmiş bu romanı.Hatta o kadar severmiş ki dağdaki atına Don kişot'un sevgilisinin adını koymuş. Sanat ruhu keskinleştirir ona zerafet ve bilgelik katar. Bence Gorki'nin Ana romanının ya da Fakir baykur'un Yılanların öcü'nün ,Muzaffer oruçoğlu'nun Dersim eserinin perspektif sunmak,ufuk genişletmek,bilinç vermek konusunda Lenin'in "Ne yapmalı'sından geri kalır yanı yok üstelik daha renkli. Castro ve Che arasında bir kıyas yapmam gerekseydi hiç düşünmeden Che derdim. Çünkü Che, Castro gibi devrimi tek ülkeye hapsetmedi,Sscb 'ye dayanmadı, Che'nin parayı tedavülden kaldırma fikrine karşı çıktı
Elif Karda
Tohum, Dersim kitaplarınızı okudum. şimdi elimde ''Muzaffer Oruçoğlu anlatıyor '' kitabınız. Hüzünle okuyorum. Nevroz kitabınız kitaplığımda okunmayı bekliyor.
Hasan Aydın
Muzaffer Bey, Ekim Devriminin 100. yılında "Yüz Yıllık Bahar" adlı serginizdeki resimlerinizi keyifle izledim. Bir gün resimlerinizi sizinle söyleşerek izlemek isterim. Sanat üreten yüreğinize ve ellerinize sağlık. Sevgi ve dostlukla...
Öztürk Polat
Bu tablolarınızın hepsinin bir öyküsü vardır, ama Zavot ve Küçük General tablolarının öyküleri beni çok derinden etkilemiştir. Eline sağlık Muzaffer hoca bu çalışmayı insanlığa sunduğun için. Yüreğine sağlık emeği yeryüzü ile buluşturduğun için...
Levent Kaçar
''Yüz Yıllık Bahar''Resim Sergisi Günlüğünden. Sevgili Dost;Figürle,nonfigüsakın.Biz hep hatırlıyoruz senir'ün uyumu açısından gördüğüm en başarılı çalışmalara imza atıyorsun.İçine birde hikayeler,anlatılar sıkıştırıyorsun.Yeri geliyor çok başarılı bir şekilde bu resim'e hikaye örgüsünü ustaca kolajlıyorsun,daha ne olsun?Yüreğine,eline,gözün ferine bir de unutma sakın aklına sağlık,hikaye,roman,deneme ,şiirleri ve bizi unutma .
Kemal Dinç
Beni yazıya da resme de yönlendiren Muzaffer Oruçoğludur. kendisine müteşekkirim...
Devrim Kara
Mehmet amca, köydeki ihtiyaçlarını karşılamak için Büyük Zavot Köyü’nden, Kars merkeze gelir. Hayli bir zaman koşturup işlerini halleder. Çarşı pazar dolaşıp ihtiyaçları tedarik ettikten sonra da akşam çoluk çocukla yemek üzere iki karpuz alarak köy yoluna koyulur. Köye döndüğünde yanındaki karpuzlar, köy meydanında çaputtan yaptıkları top ile oynayan çocukların dikkatini çeker. Mehmet amca, oldukça yorucu geçen bir günün acısını güzel bir akşam yemeği ile dindirdikten sonra karısına karpuzları dilimleyip getirmesini buyurur. Dilimlenmiş halde gelen karpuzlar, tespih tanesi gibi dizilmiş olan kardeşlere dağıtılır. Azeroğlu, karpuzun ne menem bir şey olduğunu merak ettikleri için pencereden kendilerini seyretmekte olan marabaların çocuklarını görür. Elindeki dilimi bitirmeden yeni bir dilim karpuz daha ister. Yeni dilimi kimseye çaktırmadan yanındaki kovanın içine bırakır. Sonra bir dilim karpuz daha ister. Mehmet amca Azeroğlu’nun yaptığını görür fakat ses etmez. Yeni dilimden bir ağız aldıktan sonra onu da usulca kovaya bırakır. Yemeğin ardından el ayak çekilip, herkes bir yerlere dağıldıktan sonra ahıra gider ve marabaların çocukları için sakladığı karpuz dilimlerini yemeleri için onlara verir. Tam bu sırada aniden arkasında biten Mehmet amca rızkını marabalarının çocuklarıyla paylaşan oğluna köpürür ve miyop olduğu için kendisine birkaç hafta önce almış olduğu gözlüğü bir hışımla gözünden alır ve ayaklarının altında ezerek kırar. Ruhu ve gururu incinen Azeroğlu orada, daha o gün, yedi yaşının acemiliğine rağmen bir dilim karpuzu hakça üleşmek için yaşamaya ant içer. Bilmeyenler için Azeroğlu’nun kim olduğunu anlatmak gerek. O, kılavuzu bir ceylan yavrusu olan iyimser, akıllı ve delişmen bir özgürlük savaşçısı iken yakalanıp on üç yıl dört ay hapishanede kaldıktan sonra gönderildiği askerlikten firar edip, yurt dışına çıktığı için ömrünün geri kalanını sürgünde yaşamaya mahkum olan Muzaffer Oruçoğlu’dur. İbrahim Kaypakkaya’nın yoldaşı olan Muzaffer Oruçoğlu, Türkiye Kominist Partisi/ Marksist-Leninist adlı örgütün de kurucularındandır.
Reşat Somuk
Bir Pazar günüydü Denizli 11.PT nizamiyesinden hasta ve bitkin bir halde giriş yaptık.(Henüz tahliye olmadan 16 günlük açlık grevinden yeni çıkmış ve zaten açlık grevi öncesi akciğerlerimden rahatsızdım) Bu yolculuk esnasında daha da kötüleşmiş ve bitkindim. Nizamiye subayı yanımıza bir çavuş vererek gideceğimiz bölüğüne yönlendirdi. Benim durumumda olan siyasileri zimmetli alıp zimmetli teslim ediyorlarmış. Beni getiren iki asker ve nizamiyeden bize refakat eden çavuşla birlikte ilgili bölük subayının bulunduğu yere geldik.İki subay bir ağaç gölgesinde Tavla oynuyorlardı.Refakatçı çavuş tekmil vererek durumu izah etti.Beni teslim alacak subay zarfı aldı ve zarfı iyice inceledi.(Zarf 4 gün önce Mersinde mühürlenmiş ve üzeri bantlanmıştı.İçinde Kelepçe anahtarı ve benim sicilimi içeren yazılar vardı) Subay zarfı açtıktan sonra askerlerden birine kilidi uzattı ve kelepçeleri açmasını söyledi.O esnada zarftan çıkan yazıları okuyunca beni birkaç saniye süzdükten sonra ellerimin mosmor olduğunu ve kelepçe izlerinin adeta bileklerimi kanattığını gördü. iki subay birbirine bakıştı ve sorumlu olan bize dönerek beni getiren askerlere sert bir ifadeyle bazı sözler söyledi. Güya neden kelepçeleri bu kadar sıktıklarını eleştirdi.Oysa beni getiren askerlere öyle teslim edilmiştim.Kelepçe başka subay tarafından vurulmuş ve kilit zarfa konarak mühürlenmişti. Tabi bu esnada ben onları izliyorum subay yazıyı okuduktan sonra zarfın teslimat kısmına bir şeyler yazıp imzaladıktan sonra boş zarfı askerlere uzattı. Bu esnada yazıyı okuduktan sonra bana dönerek “Sen DK mısın” dedi. Hayır ben TİKO cıyım dedim.Subay tekrar yazı okuyup bana döndü “Oğlum sen DK sın” dedi. Bende hayır ben TİKO cıyım ben örgütümü bilmem mi?. Her iki subay bakıştı ve bir anlık önlerine baktılar sorumlu olan tekrar bize döndü ve yanımdaki Çavuşa bir sürü talimat verdi.Benim tıraşımdan,duşumdan,kıyafetimden vb. bir sürü şey sıraladı.Beni rahatlatmak adına.Çavuş subaya tekmil vererek beni alıp oradan ayrıldık.Oradan uzaklaşıp köşeyi döner dönmez çavuş titrek bir sesle “Sen neden örgütten bahsettin” (Konuşmalarım hoşuna gitmiş ve onu Çok heyecanlandırmıştı.Daha sonraki görüşmemizde duygularını bana anlatı). Ben de Dosyada tüm sicilim yazılıdır. Neden inkar edeyim dedim.Ayrıca ben DK lı da değilim ben TİKO cıyım dedim. Çavuş “abi sen dk sın. Yani devre kaybısın.Burada zamanında askere gelmeyenlere devre kaybı deniyor, bunun örgütle ne alakası var” Oysa biz cezaevinde tutuklu DEVRİMCİ KURTULUŞ örgütünden gelenlere DK derdik.Ben oradan yola çıkarak bu anlamı çıkarmıştım.Sonradan Orman Müh.olduğunu öğrendiğin Erzincanlı çavuş beni bölüğe götürdü gerekli ihtiyaçlarımı karşıladıktan sonra beni bir yemekhaneye götürüp yemek yedirdikten sonra orada istirahat etmemi ve akşam kendisinin gelip beni alacağını söyleyerek ayrıldı.Daha sonraki günlerde bu çavuş arkadaş sayesinde bir sürü arkadaşla tanışma olanağım oldu. Benim görev yerim kantin ve ptt hizmeti veren binaya çok yakındı.Mesai saatleri ile açılır mesai saatleri ile kapanıyordu.Anahtarı bende olduğu için hafta sonları boş zamanları orada değerlendirir ve vakit geçirirdik.Birde boğaziçinden elektronik müh.bir arkadaşım daha görevliydi.Kantinde magazin haber yapan gazeteler dışında gazete olmazdı.Ben ve birkaç arkadaş kantinciyi ikna ederek her gün bize birer adet birkaç dergi ve gazete getirmesini ve bunları günlük alma olanağımız olmasa da ücretini ödeyerek sonraki günler alır ve dönüşümlü okurduk. Bir hafta sonu Muzaffer abinin geldiği ilk günlerdi. Kantinden gazeteleri almış Çalıştığım yere doğru yürüyorum.Telefon hizmetinin verildiği tarafta baktığımda askerler uzun bir kuyruk oluşturmuş ve herkes sırasını bekliyordu.Bir ara kuyruktakileri süzerek durdum ve kuyrukta kim var kim yok dercesine epey süzdüm. Sıradakilere çok yaklaşınca sırada muzaffer abiyi gördüm.Yavaş yanına yaklaşıp koluna girdim.Kulağına eğilerek abi ne bekliyorsun dememle onu sıradan çıkarmam bir oldu. Telefon için kuyrukta beklemen gerekmiyor, ben şimdi seni istediğin yerle görüştürürüm dedim ve oradan ayrıldık.Biraz lafladıktan sonra çalışma yerime geldik kapıyı açıp içeri girdikten sonra tekrar kapıyı kilitledim.Telefon santralı hemen yanı başımızdaydı.Dahili hattan laz arkadaşımı aradım ve yanımda “kirve” var onun bir telefonu var dedim ve muzaffer abinin görüşmek istediği numarayı yazdırdım.Laz arkadaşla aramızda konurken muzaffer abi için “ kirve” kelimesini kullanırdık.Bu arada biz telefonun çıkmasını beklerken muzaffer abiyle sohbet ediyoruz çalıştığım yer elektronik aletlerle donatılmış bir yerdi. Muzaffer abi kuyrukta beklerken birden kendini böyle bir ortamda bulup rahatça istediği telefon görüşmesini yaptıktan sonra bu olanağa sahip olmayı nasıl becerdiğimize hem biraz şaşırdı hem de çok sevindi . Bende abi sen boşun mı 14 yıl 2 ay hapis yatın.Bizde muhalefet ordunun erleri değimliyiz diye espri yaptım. Abi biz burada yeterince örgütlüyüz dedim.Her nedense muzaffer abinin yatığı süreyi o anda öyle anımsamıştım. Denizli de kaldığımız süre zarfında bir çok dostla tanışma olanağımız oldu halen görüştüğümüz çok arkadaş var.Burada isimleri izinsiz yazmak istemedim.Özellikle 185. kısa dönemdekilere selam olsun.Onlarla geçen Günlerimiz anısına dair bir şiir yazmıştım onu arşivden bulup yayınlayacağım. Yalnız resimlerle ilgili bir şey belirtmek istiyorum. Muzaffer abinin gideceği gece bir veda partisi yapmıştık.O gece bir sürü resim çekildi. Muzaffer abi gittikten sonra resimlerin büyük bir bölümü yanmış dendi ve Alay fotoğraf hanesinde kazaya uğratıldı.Benim tahminim yakınımızdan biri bir yerlere tiyo verdi. İbrahim KAYPAKKAYA , Muzafer ORUÇOĞLU ve Ali Haydar YILDIZ ın Dersim vartinik olayı ile ilgili 1974 yılında bir türkü yapmış ve ilk kasetimde okumuştum. Ana dilim olan ZAZACA türkünün eski kaydını hiçbir yerde bulamadım. Onu yeniden okuyup buraya ilave edeceğim. Muzaffer abi ye bunu sazımla çalıp söylemiştim. Uzun yıllar geçti hatırlar mı bilemem ama arşivde olması güzel olur.
Bahoz Şavata
Sevgili Muzaffer Yazmakla bitiremezsin her an yüreğine fırtına eken kafanı... Seni yakından tanımak ne kadarda rahattı. Oysa ne kadar da anlaşılmaz esiyormuşsun..
Aykan Sever
Mengene-Belge yayınları Bugünlerde Muzaffer Oruçoğlu’nun “Mengene” adlı kitabını okudum. Kitabı, Oruçoğlu 1979’da arkadaşı Süleyman Cihan’ın önerisiyle, insanlara sorgulamada nasıl dayanacaklarını anlatmak için yazmış. Kitap 12 Eylülden iki ay önce yayınlanmış. İlgiyle karşılanmış. Bana Belge Yayınları’ndan geçen yıl çıkan genişletilmiş baskısını yeni okumak nasip oldu. Karşımızdaki kitap her şeyden önce elbette bize “düşman”ı anlatıyor, devletin bitmeyen zulmünü. Bu yüzden okurken tiksintiden, utancınızdan satırları atlamaksızın zorlanabilirsiniz. Ve tabii “biz”i de anlatıyor. Oruçoğlu’nun kitabı sıradan bir sorgu anlatısı değil. Anlatım hem edebi hem de felsefi açıdan güçlü. İşin doğrusu niye bu kitabı şimdiye kadar okumamışım diye kendi kendime hayıflandım, kitap bitince….
Cafer Demirtaş
Gölgelerin ve ters yüz edilmiş bir dilin efsunlu taşlarıyla örülmüş bir kentin mavera sokaklarını bilincinin ışıklı asasıyla dolaşan bir derviş...Geleneğin ipini koparan bir deli tay...Muzaffer Oruçoğlu... Derin saygı ve muhabbetle...
Bora Ergündüz
Yüreğine sağlık Mamak diyince anilarim gecti gözümün önünden kirvam saygiyla..
Muzaffer Orucoglu
Muzaffer Orucoglu II Doğru Hüseyin. Haziranda Bartın'daydık. Anımsattığın için teşekkürler.
Hüseyin Aktülün
Sevgili Muzaffer, biz 1983 yilinda Bartin Cezaevinde idik. Bu Şiiri Bartin da yazmis olmalisin. Saygilar..
Muzaffer Orucoglu
Teşekkür ederim Zeki, anılarımı tazelediğin için. Sevgiler.
Zeki Irmak
Muzaffer abi;bartın özel tip cezaevinde yazdığın bir iki şiirin aklımda hala.. (tek tip elbise direnişi esnadında, hücreyi boylayınca, notlarınıda, elbiselerimizi telef etmişlerdi idare.. koruyamadık şiirlerini..) hasretle selamlar..
Muzaffer Oruçoğlu
EN GÜÇLÜ ŞİİR Ben ki İnka ve Afrika Şöyle dursun Asur’u ve Babil’i gezmişim Hind’i ve Çin’i Mısır’ı ve Beni İsrail’i Gezmişim Gizlerin gizini kavramış Bir tek şey söylemişim En güçlü şiir İşleyen kolun şiiridie Ve onu En güzel okuyan dil Kesilen dildir… Niğde Cezaevinde yazdığım bir şiir (1983). Mamak ve Niğde dönemi, şiirde yoğunlaştığım hoş bir dönemdi. Sigara kağıtlarına karınca yazılarıyla arkalı önlü yazıyor, buruşturup toplu iğne başı kadar küçültüyor, boşalttığım antibiyotik kapsülünün içine koyuyor, şişedeki diğer antibiyotik kapsüllerinin içine atıyordum. Bir kitaplık şiirleri on kapsüle sığdırabiliyordum. Güç veren, gençleştiren keyifli bir iş.
Haydar Demirci
O biraz zor, fakat yapılmayacak bir şey de değil, Muzo yazıyor, aslında, kimler nasıl anlıyor bilemiyorum, Bu dünya üzerinde ,yasak aşk diye bir kavram olduktan sonra ve de, bunlara romanlarında yer veriyorsa, bir amacı da bu olmalı; ' ey insanlar, siz hepiniz kardeşsiniz mesajını vernekle kalmıyor; siz hepiniz aynı bokun böceğisiniz deyip, hiç biriniz diğerinden üstün değilsiniz demek istiyor bence
Çağ Lar
Yüreğine sağlk Muzo her yaklaşım tarihsel döneminin şartlarıyla anlamlıdır. Orucoğlunun ele aldigi Türkiye toplumu devlet geleneği ve despotizmin tarihi. Bugün Kaypakkayanın düşüncelerinden bağımsiz halde çözümü ona dönüşte gören arkadaşlara şasırıyorum. Burda esas olan bir ruh ve yöntem bilimdir. Mesele şu ki Kaypaklayayı Oruçoğluna anlatmak yerine yazıları kendi durdukları bap da okuyup anlayalım yeter. Bugün kendisini yaratan anlayışa yabancılaşmış gruplar tarihsel misyon üstlenemezler. Dolayısıyla olmayan 72 hareketi üzerinden devrimci çözüm yapılamaz. Mevcuttaki iki ana gruba Oruçoğlu 72 anlayışını anlatsa ikna edeceğini sanmıyorum. Eldeki gerçeklik Kürdistan isyanıdır. Egemenler bu yapıya karşı kendini yeniden ve yeniden düzenler çünkü bu yapı esas olarak yenilgi yaşamamıştır. Örgütsel tasfiye süreçlerinden bile çıkmış sıyrlmıstır. Bolşevikler veya Maoistler kadar da devrimci deneyime sahipler. Bu gücü bu isyanı azımsamak bir devrimciye bir şey kazandırmaz.
Hasan Yildiz
Eline yüreğine sağlık.Kirwem yaz o ilk yaktığınız meşalenin anılarını yaz . yaz ki o hep beraber yaktığıniz meşale gelecek nesillerimize ışık tutsun.Hergün üzerine kara bulutların yağdığı ülkemin güzel gelecek nesileri bilsinki sizlerin biraktığı o güzel mirası okuyarak zifiri karanlığa dönen ülkeyi aydinlığa çıkara bilsinler..Okuyoruz dikatle okuyoruz okurken özümüze dönüyoruz,bazen duygulanıyoruz içimize sinsi sinsi göz yaşı döküyoruz. Bazen öylece dona kalarak okuyoruz.Ne diyeceğimizi bilemiyoruz.,Selam olsun o ilk ışığı yakan tüm yoldaşlara. İyi ki vardınız iyi ki tanıdık sizleri .Kim ne derse desin her biriniz birer onursunuz. Şehitlerimizi anıyor mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum. Sizede sonsuz saygilarımı sunuyorum.
Metin Koyuncu
Yüreğine sağlık onurlu mucadelenin yiğit insanı sağol bizlere her zaman ilham verdiniz. Size nasil teşekkür edeceğimi bilmiyorum.Saygılarımla
Devrim Kara
Dersimde eski bir ermeni yapısı. Kıyımdan geçirilmiş iki halka ait bir toprak üzerine kurulu bir yapı.Bilge ve cesur gençler. Kimi Alevi, kimi Terekeme, kimi Zaza, kimi Laz,kimi Ermeni. Tam bir Anadolu/Kürdistan karması. Devlet sermaye devleti; tekçi, ırkçı, meshebçi ,sömürücü. Gençlerin birlik ise adeta çiçek bahçesi gibi rengarenk. Terkettikleri siyasi yapıdaki çürümeyi görmeleri buna bayrak açmaları bile tek başına büyük cesaret / büyük erdem. O yıllarda THKP/C,THKOlu gençlerin de isyan ateşleri yanıyor başka kentlerde ve dağlarda. Yoksul halkın içinde hareket ediyorlar. Siyasi rüzgar güçlü.Doğu yüzünden silahları yok. Cephaneleri kalpleri ve ütopyaları. Ütopya veriyor dağ tepe aşarken bacaklarına kuvveti. Koca Doğan Avcıoğlu, Kıvılcımlı gibi ihtiyarlardan çok daha isabetli siyasi tahliller yapıyorlar. Babailerin , Seyid Rızanın ,Kel Mehmet efenin, Bedrettinin,Spartakus un torunları bu gençler. Öldüler, hapsedildiler, sürüldüler. ordulara karşı durdular. Pratik olarak yenilseler de ilk isyan bayrağını çekip tarih yazdılar. Felsefi olarak kazanan taraftalar. Tarihsel olarak haklı olan tarafralar.Gerisi zaman isimli mor damarli elleri olan ihtiyarın çözeceği iş. Mücadeleye başlayan o başladığı ilk andan itibaren kazanmaya başlar aslında ve hiç kimse sizi siz ona teslim olmadan yenmiş sayılmaz. Bunca sopa, katliam,yalan, zorbalıga ragmen hala varız ve hep var olacağız. Bir gün 68 gençlerinin dev heykellerini dikeceğiz doğdukları kentlere.
Çetin Yıldız
Maymun düğününü okudum.15 tane ısmarladım hepsini dağıtıp bitirdım. Bu yazıyi okuyan herkese tavsiyem bu kitapta çok ilginç masallar göreceksınız Ezidi kadınlarına yapılan işkenceler.Birbirini tanımıyan Ama birbirine aşık olan iki kardeşin hikayesını okuyacaksınız .vs.vs.Maymun Düğününü mutlaka temin edin ve okuyun....
Erdinc Guleryüz
BASKIN Kar,tipi ve boran,yıkık virane bir ev... Yani hepimizin bildiği Vartinik Kömü İçerisinde aç,bilaç birkaç insan yüreklerini beyinlerinin kılıcı yapıp...Devlete kafa tutmuşlar.....Gece,gündüz bir Ermeni yıkıntısında kırıma uğramış Dersim'i evveliyatı olan Ermenileri ve dünya mazlumlarını tartışıp konuşuyorlar.Şafak sökmeden BAKIN'a uğradıklarında ...İçlerinden birisi genç sırım gibi uzun boylu olanı kendi yaptığı el bombasını sıgarasıyla ateşleyip çeperin öte tarafındakilerin yani sürek avındakilerinin üzerine fırlatıyor...Yani canını siper ediyor.... Oradaki virane çeperin yanı başına aldığı ağır kurşun yaralarıyla süzülerek düşüyor..Bu Ali Haydar’dır…Bir diğeri saçma kurşunlarından aldığı yaralarla yere yığılıyor…Bu da kızıl saçlı mavi gözlü bilge İbrahim’dir. Buradan sonra Oruçoğlu'nun Vartinik ve Dağ Mahalesi tablolarını seyrediyoruz.Yazı ve tablolar iç içe geçiyor..Ve bu tarih bir vicdanla bir yerlere kayıt altına mutlaka alınıyordur..Cafer Yıldız yüreği titreyerek örseli yüreğinden dökülenleri yazıyor.Karşımızdaki yalın,duru ve ışıltılı ALİ HAYDAR YILDIZ'ı bu kez daha yakından görüyoruz... Sattığı gaztelerin parasını delilere,hastalara götüren Ali Haydar’ı sarsılarak anlamaya çabalıyoruz.. Oysa günümüz insanının butür yalın hikayelere ne kadar çok ihtiyacı vardır.Dedikten sonra. Yine dönüp Muzo’nun Vartinik ve Dağ Mahallesi tablolarına bakıyoruz...Bir pencere pencerede beliren İbrahim'dir...Yani IŞIK.Diger tarafta ki yıkık evin kırmızımtırak parlayan ışığı yandan çok uzaklardan gelen Neandertal'lerden haber getiren birisi var...Her iki tablo da Edward Munch'un tablosuna benzerlik var mı? Yok hayır belki bir halkın çığlığını anlatımda bir yakınlık görülebilir..Olsun. Sonuç yine vicdandır...İki defa büyük kırım görmüş Dersim toprakları bu kez belki de ilk defa Komünistlerin ayak izlerine tanıklık ediyordu.
Akın Koçulu
“…National Gallery’de, Leonardo’dan bir tablo var, daha önceleri görmemiştim. Yani önceki Londra yolculuğumda. Müthiş bir şey! Her şey açık bir mavilikte çözülmüş. Eğilip namaz kılasım geldi…” Furuğ Ferruhzad Beşikçi vakfına hediye edilen resime bakınca aklıma yıllar önce ABD'nin körfeze çıkarma yapmadan önce Birleşmiş Milletler binasına yapılmış Picasso'nun Guernica resminin üzerinin bir bezle kapatıldığı geldi... Dünyanın en büyük egemen gücü bir tablonun karşısında cüceleşiyordu.. Resme bakınca Beşikçi ancak bu kadar anlatılır. Dedikten sonra büyük şair Furuğ'un söylediğini biraz değiştirerek büyük kargaşa ve ayaklanmış bir bilince bakarken ilkel ve modernizmin usta sentezini derinlerimde his ettim. İnsanı tufana sokan renk ve ışık oyunlarının karşısında şapka çıkarasım geldi.Aborjin derinliklerinden anadolunun efsunlanmış diyarlarında büyük bir gezintiye çıktım.. Muzo anadolunun büyük esaretini sanatsal bir ışıkla aydınlatıyor. Büyük laf kalabalıklarına,dogmatik gürültülere hiç hacet bırakmadan kendi yatağını zorlayan bir ırmak gibi akmaya devam ediyor... Muzo denemeleri,romanları,resimleriyle bizleri daha çok şaşırtacaktır.. Bu zor günlerde bu eserler ılık süt gibi içimizi ısıtıyor...
Enver Savaşan
Onur vakfInın düzenlediği Muzaffer Oruçoğlu'nun tele konferansla katıldığı Mehmet Akkaya'nın konuşmacı olarak katıldığı Felsefe ve Politika Konferansını Erdal Yıldırım kısaca güzel özetlemiş.. Onurlu duruşun üst seviyesi olan felsefe ve felsefenin günümüze, geleceğe ilişkin bakışı asgari ve azami program ve güzargahına Ilişkin kapsamlı değerlendirmeyi sevgili Erdal Yıldırım yoldaşın özet yazısı dinlemeye öğrenmeye değer. Bu tür panelleri Onur Vakfının yurt disinda da yapmasını arzuluyor ve istiyoruz. Emeği gecenlerin Emeğine ve bilincine sağlık
Ergüder Öner
Boylesine önemli bir etkinligi;o etkinligin ruhuna uygun bir anlatımla bizleride o zevke ortak etmenden dolayı sana çok teşekkur ediyorum sevgili hocam.
Mehmet Akkaya
Teşekkürler, umarım buluşuruz.
Kadriye Boyoğlu Sanalmış
En kısa zamanda Viyanayada bekliyoruz.
Neslihan HavVA Köymen
Böylesine önemli bir konferansa katılmayı çok istediğim halde, olmadı grip izin vermedi. Çok üzgünüm.
Haydar Demirci
Muzafferin tele konferansla katıldığı Mehmet Akkaya ile birlikte Sanat Felsefe ve Politika tartışmaları Konferansında Her zaman ve her yerde olduğu gibi, panellerde, uyuyarak dinleyenlerin varlığı veya katılımı , ayrı bir güzellik oluşturur, Onlara da sonsuz sevgilerimi iletiyorum, iyi ki katılmışlar,Haydar
Devrim Kara
İnternet aracılığıyla katıldığı söyleşide Muzaffer oruçoğlu şu örneği verdi ; "İnsan hayvana bakıyor,dili olsa ne güzel konuşurdu dili yok bu yüzden konuşamıyor diyor. Oysa kuşun dili var,diğer kuşlarla konuşuyor. Anlayamayan sensin. kuş ötüyor ama ne için ötüyor yem mi istiyor çiftleşmek mi yoksa ,şarkı mı söylüyor, doğada her şeyin dili var;taşın ,kayanın ,ağacın hatta eşyaların... yeter ki o dili anla.
Devrim Kara
1.5 saatlik uyku ile 2.kez sabahlayacağın halde dört saat yol gidip ; 50 sene en ilerici kitapları okumuş, en bilge ve cesur insanlarla dost/yoldaş olmuş,kelleyi koltuğa almış , işkence , hapis , sürgün görmüş, genç yaşta koca devlete siktir çekmiş tabusuz, mülkiyetsiz, ön yargısız bir insanı Muzaffer ağabeyi dinlemek çok mühimdir.
Devrim Kara
internet aracılığıyla katıldığı söyleşide Muzaffer oruçoğlu şu örneği verdi ; "insan hayvana bakıyor,dili olsa ne güzel konuşurdu dili yok bu yüzden konuşamıyor diyor. Oysa kuşun dili var,diğer kuşlarla konuşuyor. Anlayamayan sensin. kuş ötüyor ama ne için ötüyor? yem mi istiyor? çiftleşmek mi? yoksa ,şarkı mı söylüyor?, doğada her şeyin dili var;taşın ,kayanın ,ağacın hatta eşyaların... yeter ki o dili anla.
Devrim Kara
Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde,Ahmet Aslan & Kemal Dinç konserine katılıp Muzaffer Oruçoğlu kitaplarını okurlarla buluşturduk. En büyük ilgili 'Tohum" ve "Dersim" romanlarının aldı. Bu romanları Grizu,mengene,filozof ve şiir kitapları izledi. Ahmet Aslan'ın doğum günü seyirci tarafından alkışlarla kutlanırken, Kemal Dinç savaşın yıkımından,insanlığın barış ve sanat dolu bir dünyaya olan özleminden bahsetti. Türkülerinin tümünü yarı trans halinde gözleri kapalı bir şekilde söyleyen ,sazının teline vurdukça gökyüzünün sonsuzluğuna doğru içinde notaların,bilge ozanların,aşıkların ruhlarının uçuştuğu bir koridor açan Kemal Dinç, konserden sonra Sema güler ve Muzaffer Oruçoğlu ile birlikte çıkartığı 'Üçlemeler ' isimli kitabını imzaladı. Ahmet Aslan uzun ak saçları arasına saklanıp " Minnet Eylemem" eserini söylerken hemen yanımda oturan kadın ağladı.
Erdinc Guleryuz
Bugün Muzonun duvar gaztesini işgal eyledik baba Haydar ahhh bu duvarın bir de dili olsa Zabel Yesayanın ölümü,Zare,İnfaz,ve daha çok öykü,deneme ve vede yüzleri gayet bilinçlice deforme edilmiş insan tipleri üzerlerine de yorumları şaşırıp,afallayarak okuya bilsek nerede,ne gezer, 70lere kazıklanıp kalmışız.....Bir de aklıma Turgut Uyarın şiiri geldi...Hepiniziin affına sığınarak bir de onu yayınlayayım... ARZ-I HAL Ben de günahkar kullarındanım Allahım... Bir "Kulhuvallahi" bilirim dualardan, Bir de "Yarabbi şükür" demeyi doyunca, Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca, Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan. Ben de günahkar kullarındanım Allahım!... Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!... Eğer bilmiyorsan işte, haberin olsun. Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni. İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini. Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun. Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!... Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!... Meleklerin sana bunları söylemezler. Artık, pek yarattığın gibi değil dünya İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya: Ne olursun hoşuna gitmediyse eğer, Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!... Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!... Beş vakit kızlar doluyor camilerine, Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli masum kızlar... Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar; Sen tutulmadın mı, içlerinden birine Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!... İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!... Kıt kanaat sere serpe yollar boyunca Sen, bizim için hala o ezeli sırsın. Sen de, bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın... Herkesin kederi, gailesi boyunca. İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!... TURGUT UYAR
Feridun Berkin
Eski elbiselerinizi gözden geçirin derken lafım Muzoya. 21.ci yüzyılda Fidel değerlendirilmesi 1970e göre yapılmaz. Uuuuuf Muzoya da hala bunu mu anlatacağız............
Castro ile ilgili Facebook sohbetleri
Erdem Bulduruç Muzaffer ağabey selamlar. Konu açılmışken birşey sormak istiyorum Nisan 1971de Seylan Ayaklanmasının bastırılmasının Çu-Enlay tarafından desteklenmesi Çu-Enlaya mı yazılır yoksa Maoya da mı Ya da Maoya rağmen ÇKPye mi Muzaffer Orucoglu Hepsine yazılır. Bürokratik devlet sosyalizminin günahlarıdır bunlar. Lutfullah Erbil Sosyalistler hic kimseyi ne körü körüne övmeli, ne de körü körüne kötülemelidir. Fidel de diger devrim önderleri gibi, tarihin üzerlerine yiktigi görevi yerine getirmis birer önder insandir. Iyi yanlari oldugu gibi eksik ve yanlislarida her insan gibi olmustur, olacaktir. Bu dogru ve yanlislarini degerlendirmek ona bir hakaret degildir. Bu bir dönemin sorgulanmasidir. Bu sorgulama diger devrim deneylerinde oldugu gibi elbetteki Küba ve dolayisiyla Fidel icinde gecerlidir. Yaptiklarini kutsamak ona yapilacak en büyük hakaret, yok saymak da basitlik olacaktir. Kübadaki ve Latino ülkelerindeki devrimci etkisi, Sovyet etkisinde yaptigi yanlislari silmez. Bu sahsina ait bir eksiklikten cok o dönemin ideolojik eksikliginin bir faturasidir. "Parca bütüne tabidir... vs" Eger Sovyet Devrimi Sosyalizme gecebilseydi dünya baska olabilirdi. Stalin yikimi Devrimin durmasi ve yok olmasini getirmez miydi Üretenler yönetebilirmiydi Sovyet olusumlari Devlet olabilirmiydi Dünya ya SSCB nin cikari icin mi yoksa Halklarin cikari icinmi degistirmek gerekiyordu
Haydar Demirc
Korucu ağından da böylesi bir çözülmeye ihtiyaç var, Devlet otuz yıl öncesinin denemiş taktiklerini uyguluyor, Korucuların maaşlarına zam, genel anlamda sağlık eğitim vs den vaatler veriyor, Kısacası; pangınotların sesini duyunca, tataroların çoğalacağını düşünüyorum, Önümüzdeki sürece ilişkin, şimdiden görebildiklerini paylaşırsan seviniriz, Muzaffer Ağabey ,,, Alplerin soğuk esintileriyle ,sıcak selamlar, sevgiler,,
Zeynel Esen
Yıllardır M Oruçoğlunun kitaplarını okurum,kitapçılardan arkadaşlardan tedarik ederek.Son zamanlarda hem kendisi hemde diğer"Aydın yazar çevre ve dernekler tarafından" sistemli bir şekilde "bir reklam furyası" başladı hayırdır inşallah!
Abdul Rezak Koyu Pekmez
MUZAFFER (AZEROĞLU) BEĞENDİĞİM VE SAYGI DUYDUĞUM BİR YAZARDIR.
Kenan Ozpolat
AYNAYA BAKACAGIZ...! 1) Düsünceme zincir vurmuyorum,bu ilk ÖZGÜRLÜGÜMDÜR... 2) Insani olan TÜM egilimlerimi pratikte yasamaya calisiyorum bu IKINCI özgürlügümdür.... 3) Icimdeki yeteneklere kendilerini ISPATLAMA olanagini sunmaya calisiyorum,bu ücüncü ÖZGÜRLÜGÜM. 4) Baskalarinin ÖZGÜRLÜGÜ icin mücadele ediyorum,bu DÖRDÜNCÜ özgürlügümdür. 5) YIKMAYI KENDIMDEN BASLATIYORUM; BU ISE ciplakligimdir...! MUZAFFER ORUCOGLU (Azeroglu)
Kenan Ozpolat
Bİr delİNİn günlüĞü Anılarımı, düşüncelerimi ve duygularımı yazmaya karar verdim ki, bundan sonra beni kimse tutamaz! Sadece konusmuyorum ! zaman geçirmek için konuşmayı izin yaparken seviyorum. İzine dinlenmeye gidiyoruz.konuşmak için havadan sudan,kumdan,soğuk biradan laf edip stres atıyoruz. Zaten ciddi konuşmalara başlarsan işin içinden çıkamazsın.gezinin bir anlamı kalmaz,dinlenme zevki dövüşmeye,dalaşmaya kadar varır. İzinin icine edersin,dinleneyim diye gittiğin yerde Psikolojileri bozulmus,güneşin kararttığı insanlar olarak eve dönersin.verdiğin uçak parasına mi,doldurduğun benzin parasına mı acıyan,kırılan kalplere mi…………….artik geç olmuştur,üzülsen ne yazar,üzülmezsen ne yazar… Dinlenme dönemlerine ait sohbetler zamanı iyi değerlendirmeye hizmet ederler. Ben konusmayı böyle anlıyorum,yerinde ve zamaninda kurulan cümleler. Yerine göre konuşmak…konuşursam adım atmalıyım,sırf konuşmak için konuşmaları her zaman sevmiyorum.acikcası kendime yediremiyorum. Otuduğu yerde mangalda kül bırakmayan cok insan tanıyorum.konuşuyor,konuşuyor,ya biraz da söylediklerinin arkasında dur dedin mi,şuna sen de el at dedinmi ortadan hemencik kaybolurlar,kacmanın teorisini yaparlar. Biraz üzerlerine gitmeye başladın mı bahane hazır; burada dingonun dediği oluyor,işte ondan…işte ben bunun icin sadece konuşmayı sevmiyorum.konuşuyorum,sadece konuşmuyorum. Boş konuşanların kendi dünyalarından başka dünyasının olmadığına inaniyorum.onlar icin yaşam; doğdum büyüdüm,calışıyorum,geziyorum,birde evlenirsem deme getsin.coluk cocuk,torun morun… Yaş ilerler derken öbür tarafa yolculuk gelip catmıştır.böylelerinin gelişleride,gidişleride hacimleri kadar ilgi uyandırır . bizde böyleleri coktur…birde cok kitap okuyorum diyenler var.bulduklarını okuyorlar. Buraya kadar hoşuma gidiyor.bunların okuduklarını üst üste koydunmu okuyanları boylarını gecer.böyleleride konuşuyor,ama sadece konuşuyorlar.okudukları kitaplar ne kendilerine yaramış nede Yaninda kı insana…ama,burada hic kitap okumayıp cok bilmişleri bir duldaya koyuyorum. Evet;konuş kardeşim serbestsin,ama iş yapanı kücüme yetkisini kimden alıyorsun,kim sana verdi diyelim… Uzun sözün kısası; yazı dilini cok sevdiğim Muzaffer Orucoğlundan aktaracağim bir bölümle gelecek sayida buluşmak üzere… DÜSÜNCEME ZINCIR VURMUYORUM.bu ilk özgürlüğümdür. INSANI OLAN TÜM EĞILIMLERIMI PRATIKTE YASAMAYA CALISIYORUM.bu ikinci özgürlüğümdür. ICIMDEKI YETENEKLERE KENDILERINI ISPATLAMA OLANAĞINI SUNMAYA CALISIYORUM.bu ücüncü özgürlüğüm. BASKALARININ ÖZGÜRLÜĞÜ ICIN MÜCADELE EDIYORUM.bu dördüncü özgürlüğümdür. YIKMAYI KENDIMDEN BASLATIYORUM.bu ise cıplaklığımdır…
Kenan Ozpolat
YETERE MEKTUP -10- YETER; Bu mektubum SITEM icerecek,seni biraz sikabilir.Biliyorsun:Bir pazar günü TAKSIM yakinlarinda sana telefon acmistim...VELI AYDIN ve ben..".YASAM AGACI" dernegine gidip kahvalti yapmak istedik.Ögle vaktiydi,cok sevincle dernegimizin kapisina vardik,ne göreyiz KAPALI...! Bildigimiz dostlarimiza telefonlar actik,neden acilmadigini sorduk,karsimizdakiler bize aydinlatici cevap veremediler.Herkesin evde oldugu bir PAZAR...!!!! "YASAM AGACI" kapali,gidecek yer aradik,ilk aklimiza gelen yer:ÖNDER BABAT oldu...Orasi tika basa doluydu... Biliyorsun; Biz IBOCULAR sistemi en dogru tahlil eden gelenegin yolculariyiz,bu gelenek taraftarlari HER YERDE bununla ögünürler.Milli mesele,Kemalizm,Devletin bicimi,siniflarin tahlili,devrimin yolu,Demokratik devrim ve Halk iktidari,Proletaryanin önder rolü...say,saymakla bitmiyor...72 sartlarinda EN DOGRU bizdik.Türkiyede sistemle IDEOLOJIK ayrimi biz,yani IBO yapti.Onun aramizdan ayrilmasindan sonra YETER biz onu tekrar etmekten baska,ona katki yapamadik,onu asamadik,yaratamadik..Bizim disimizda yetersiz tesbitler yapanlar,ideolojik olarak sistemden kopayan DEVRIMCI cevreler bizi pratik becerileriyle gectiler.1976dan itibaren Merkezi yayin organi cikardilar...Ya biz..yerel brosürlerle idare ediyorduk. Legal "HALKIN GÜCÜ" gazetesinin cikis duyurusunu duvarlara asarken bile catismadan dolayi MERKEZI yayin organindan olduk.YETER,Rus önderlerinden LENIN: Merkezi gazetenin "Bizim ulasmadigimiz yere ulasir " bizim yapmak istedigimiz örgütleri yaratir demis,yada buna yakin.Biz böyle bir "Örgütcü yayini" cikaramadik.Sonra 12 EYLÜL herseyi yikip,silindir gibi üzerlerimizde gecti.Epey kendimize gelemedik,toparlanmalar baslayinca,yine BIZ gerilerde TAKIBE basladik.Begenmedigimiz "Kücük-burjuvalar" yaratiliklariyla bizi solladilar.Hatta günlük gazete bile cikarttilar,kültür-sanat dergileri,teorik dergileri vb.vb...Biz...ne yapiyorduk,ESAS MI,TALIMI,KIRMI,SEHIRMI,LEGAL PARTI olurmu,olmazmi tekerlemeleriyle ugrasiyorduk. Altta olunca IBRAHIMI dört dörtlük savunuyorduk,basa gelince yargilamaya basliyorduk..Bu "Tarih tekerrürden ibarettir" cümlesini bize "TANRI" yazmis gibi oluyordu...! MAOyu biz savunuyorduk,hatta MOIZM demeye basladik,DÖRT kafaya,besinci kafayida ekledik...MAOnun "YÜZ CICEK ACSIN,YÜZ FIKIR YARISSIN" Caglara damga vuracak ILKESINI biz savunuyorduk,ama pratigimiz buna uygun olmuyordu...Hep TEKRARLAMALAR YAPIYORDUK;Yeni söylenirse,onun dogru olup olmasina bakilmiyordu,IBOnun bes belgesinde yazmiyorsa RED EDILIYORDU...!!! Hatirliyorum,bir gün ALMANYAnin DARMSTADT sehrinde,belkide IMAM DAYIMIN evinde Muzaffer Orucogluna sormustum,"Sen bir toplantida,alin örgütü siz yönetin,cünkü siz IBOyu dört-dörtlük savunuyorsun demissin" o ne dedi biliyimisin,heee Kenan dedim demez mi...!!! Anliyormusun YETER..Azeroglu MUZO...Ibrahimle birlikte partiyi kuran sahis,eliyle PARTIYI "DOGMATIKLAERE" teslim ediyor...YETER,sonrada o "Dogmatikler" Muzoyu ordan atıyorlar,onuda bir sohbette somuştum...Yine gülerek demezmi; "Hec zoruma gitmedi,ben o misyonu oynayacak örgütcü degilim ki" dedi...Eeee YETER, güvendigimiz DAGLARA böyle böyle karlar yagiyordu..Ne olduysa oldu..ONUR VAFKI girisiminden bahsediliverdi,Yasam Agaci girisiminde bahsedildi...Bizde YARATICILIK gelisiyor derken,bi duyduk ki; VAKIF ikiye bölünmüs...Umutlarimiz yeniden SUYA düsmez mi..!!! Iki tarafida dinledim..ne söyledilerse KAFAMA yatmadi..Sana kesin SU..kesin BU diyemiyecegim..Yanlizca sunu yazmakla yetinecegim; "Bizde farkli fikirler yer alacak,bu fikirler mücadele edecekler,galip gelene uyacagiz,tartisacagiz ve tartisacagiz,is yapinca uyacagiz,uyacagiz,cogunluk elimize gecince,azinligin haklarini savunacagiz,Eylemde birlik ama;Icerdede bir birimizi yiyecegiz" NERDE YETER...Hec öyle yapamadik...!!! Bunu söyleyince bana ne desinler.... 04.12.2016
Erdem Bulduruç
Muzaffer ağabey selamlar. Konu açılmışken birşey sormak istiyorum Nisan 1971'de Seylan Ayaklanmasının bastırılmasının Çu-Enlay tarafından desteklenmesi Çu-Enlay'a mı yazılır yoksa Mao'ya da mı? Ya da Mao'ya rağmen ÇKP'ye mi?
Muzaffer Orucoglu
Hepsine yazılır. Bürokratik devlet sosyalizminin günahlarıdır bunlar.
Lutfullah Erbil
Sosyalistler hic kimseyi ne körü körüne övmeli, ne de körü körüne kötülemelidir. Fidel de diger devrim önderleri gibi, tarihin üzerlerine yiktigi görevi yerine getirmis birer önder insandir. Iyi yanlari oldugu gibi eksik ve yanlislarida her insan gibi olmustur, olacaktir. Bu dogru ve yanlislarini degerlendirmek ona bir hakaret degildir. Bu bir dönemin sorgulanmasidir. Bu sorgulama diger devrim deneylerinde oldugu gibi elbetteki Küba ve dolayisiyla Fidel icinde gecerlidir. Yaptiklarini kutsamak ona yapilacak en büyük hakaret, yok saymak da basitlik olacaktir. Kübadaki ve Latino ülkelerindeki devrimci etkisi, Sovyet etkisinde yaptigi yanlislari silmez. Bu sahsina ait bir eksiklikten cok o dönemin ideolojik eksikliginin bir faturasidir. "Parca bütüne tabidir... vs" Eger Sovyet Devrimi Sosyalizme gecebilseydi dünya baska olabilirdi. Stalin yikimi Devrimin durmasi ve yok olmasini getirmez miydi? Üretenler yönetebilirmiydi? Sovyet olusumlari Devlet olabilirmiydi? Dünya ya SSCB nin cikari icin mi yoksa Halklarin cikari icinmi degistirmek gerekiyordu?
Çiğdem Koç
İşte bu harika bir haber...Hem iyi haberlere ,hem de edebiyata susamışken hele...Sahsen beni cok mutlu ettin,sen de.mutlu ol hep
Nesimi Aday
Filozof'un ilk kapağını ben tasarlamıştım ve o ''F''yi, roman kahramanının muzipliğini tamamlasın diye ters çevirmiştim. Bu hali de şık olmuş, elinize sağlık... Bu arada kitabı okuma fırsatı bulamayanların da bir an önce okumasını ısrarla tavsiye ederim...
Enver Savaşan
Merakla bekliyoruz. Fikirde düsüncede yaratıcı sorgulayici uslubuyla insaı yazdıklarına hapseden büyük yazar Oruçoğlu. İşyerinde Kayserili Trabzonlu İçanadolu ve Egeli insanlar kitaplarıyla tanıştı. Müptelasi oldular. Bu yeni kitabı da zevkle bekliyorlar
Ekin Deniz Çobanoğlu
Evet....Bilgiyi halka götürmek...tartışmak...Onlardan biri olmak...Sevecenlikle samimiyet ile buluşunca olmayacak şey yoktur... önder yoldaşı saygıyla anıyorum..bir o kadar saygıda Muzaffer Oruçoğluna
Devrim Kara
Yazıdan güzel bir analiz: Dersim, Oruçoğlu’nun Dersim direniş/katliamı ile ilgili düşüncelerini okura aktaran bir metin değildir. Oruçoğlu, sahip olduğu tarih, sosyoloji ve felsefe bilgisine de başvurarak Dersim olayına estetik bir açıdan yaklaşmakta.. Ama bence bilgi vermenin en estetik ve uzun ömürlü yolu romandır. Roman sıkmaz, süzlü bilgidir.Akılda kalır çünkü karakterler,mizah,dram vardır.
Mustafa Cetin
İbrahim Ekici Önsözde Muzo'yu güzel ve Real atlatmış.O yüzden çıkan kitab da güzel şeylerle dolu kanaatindeyim. İBRAHİM EKİCİ'ye teşekkürler. Birde SÜLEYMAN YEŞİL(Uzun) ayağı tamamlansa güzel olur.O şimdi çok ama çok sesiz!!!
Haydar Demirci
Zavot'' diğer romanlardan daha etkili,olduğunu düşünüyorum, İlk yazma aşkından kaleme alınan eser, diğerlerinden farklı olsa gerek,,Muzaffer arkadaş, üzerinde yoğunlaşsa, en azından bir özetini yayınlayabilir, Ben çok merak ediyorum, Kürt Ata sözünde bir deyim var, ; Hetta mırıne, terine fırıne,, Gözümüzün romana ısındığı, bu halimizle, ölünceye dek okuyacağız galiba,,
Muzaffer Orucoglu
Bakalım Haydar'cığım, zaman ne gösterir. İlk romanın yeri farklıdır. Derslerimi asarak yazdım onu. Zavot, işyeridir, peynir üretilir. Doğa, ahır, zavot ve ağa- nöker ilişkileri....
Devrim Kara
Eserin adı "zavot" bu sanatçının dünyaya geldiği köyün adı. Solda azize görünümlü bir kadın var, sırtı bize dönük ,yüzü kandile bakıyor. Bu masum sessiz kadın ,sakın ola 15 yıl kadar oğlunun zindandan dönmesini bekleyen sanatçı anası olmasın? Sağda ise minik bir kareye hapsedilmiş bir adam var. Bakışları sert ve gergin ,tuvaldeki yerini bile çukurlaştırıp deforme etmiş. Aklıma sanatçının 'çocuğum'dediği ilk kitabını sobaya atan nobran babası geliyor.
Kifayet Yıldırım
Yaşananların ötesi.plastik değerleri taşıyan ışığın .rengin adamı.farkindalıgin .değişim.özgürlük bilinci.var oluşun erdemliligini gördüm.güzel insan.
Çiğdem Koç
Kesinlikle...Onun yazdıklarını hep çok önemsedim ve hep çok cesur buldum...Muzo ile tanışmış olmak,onunla sohbet etmiş olmakla da çok mutluyum..Hele,bana hediye ettiği ve taaaa kıtalar ötesinden gönderdiği tablo var ya;o incelik ve nezaket çok başka...
Çiğdem Koç
Ne güzel değerlendirmişsin bugünü...Daha önceki sergiyi de çok büyük keyifle gezmiştim...Duvarında bir Muzaffer Orucoglu tablosuna sahip biri olarak (tabi ki yapacağım bu şımarıklığı) ,her zaman çok mutlu oluyorum onun eserlerini izlerken...Ama galiba ben en çok yazar Muzaffer Orucoglu II insanıyım.Onun yazdıklarını okumak banacesaret veriyor.Şimdi "Muzaffer Oruçoğlu Anlatıyor" da elimde;onu da farklı bir tatla okuyacağım...Nihayetinde,bir tane Muzo var.
Mustafa Toprak
Eline sağlık,Muzo Harukulade tablolar..Verdiğin emek için sonsuz teşekkürler Saygılar,selamlar..
Haydar Demirci
Avustralya söz konusu olunca, aklıma ilk gelenler; Vog Veli,Çift şeker, Alevi Fikret,Kangurular, Japon balıkçılarının katlettiği balinalar, ve de yerlileri
Kemal Keles
Bu aralar fazla mesgulum. Nedeni de bu yaz Türkiye. Dönüşü bolca kitapla dönmem. Hal böyle olunca bu değerli kitapları okuyup bitirmek ve bilgi hazinesini zenginleştirmek. Böylece. Muzodan başladım tabii. Tohum , Dersim derken Ali Türker Ertuncay yoldaşın hatiralarini yvazdığı Gorulememistir adını verdiği ceza evi günlüklerini okudum. Çabuk bitti.Kendisinin su anda nerede olduğunu merak ettim ve fez.den buldum ve didimde yaşadığını öğrendim.Artık kendisiyle fez.arkadasiyiz. Kitaptan bahsedersek güzel yazılmış
Kifayet Yıldırım
Yaşananların ötesi.plastik değerleri taşıyan ışığın .rengin adamı.farkindalıgin .değişim.özgürlük bilinci.var oluşun erdemliligini gördüm.güzel insan.
Kenan Ozpolat
Bende ziyaret edecem...Epey olmustu MUZAFFER'in sis arkali ve derin bakisli kadinlarini görmeyeli...Bizede gelmisti;Bir esek üstünde iki kisi,bir kadin biri erkek..Dedi KENAN ne görüyon...Dedim icimimi söyleyem,senin anlamak istediginimi söyleyem,icini söyle dedi. Valla dedim;Binmisiz bir kara sipaya öne Meral arkasina ben gidiyik,yolumuz hayirli olsun...Tam 35 sene oldu,halen o sipanin üzerindeyiz,enecegimizde yok..dögüse dögüse,sevise sevise gidiyik...HALEN YOLUN SONU GÖRKMÜYÜ !!!
Melahat Günaltay
Nihayet merakla beklediğim serginizi dün görme şansım oldu.Hani çok beğendiğiniz bir ressamın tablosunu müzede gördüğünüzde duyulan heyecanı yaşadım. Sizi şahsen tanımış gibi oldum.Kitaplarınızdan birkaç tane aldım ve okumaya başladım.Resimlerinizden de almayı çok isterdim. Her birinin önünde durup beynime kaydetmek için tekrar gideceğim.Bütçeme uygun bir tablonuzu alıp en çok oturduğum yerin duvarına asmak istiyorum.Evime değer katacaktır biliyorum.Saygılar.
Bilge Yılmaz
Çark bir gün kırılacak demek ile o çark kırılmıyor. Kapatılma kararları daha önce verilmiş olmasına rağmen, 12 imamlar orucu tutulmaya başladıktan sonra işlemlere başlamış olmaları ekstra tahrik içermektedir. Sonuçta, ejdatlarının yolunda gittiklerini inkar etmiyorlar. Adorno'nun dediği gibi 'Gözünüzdeki kıymık en iyi büyüteçtir' (kör olmayana tabii). Peki, biz o büyüteç ile ne yapabiliriz? Gördüklerimizi algılamaya, okuduğumuzu anlamaya ve sorgulamaya çalışmakla başlayabiliriz. 12 imamlar orucu neden tutulur? Sadece yas tutmak için mi? Ögretmeye çalıştığı bir şey yok mudur? Mesela; yapılan haksızlıklara, zulümlere karşı sessiz kalma ve unutma diyor olabilir mi? Ülkende neredeyse her gün kerbelada ölen insanlardan daha çok insan katledilirken, zulme uğrarken senin orada sessizce oturup muharrem ayında oruç tutmanın bir mantığı var mı? Nazım ne diyor şiirinde: Ölenler dövüşerek öldüler; güneşe gömüldüler. Vaktimiz yok onların matemini tutmaya! Gerçekten vakit yok. Çember daralıyor! Umut! Hangi umut? O kadar çok kullanıyor ki, sanki kavram değiştirdi. Hiç bir aksiyon almadan umut etmek! Tam aptal insan işi. Musluğun kolunu çevirmeden karşısına geçip; suyun musluktan akmasını beklemek gibi... Tencereyi ocağın üstüne koyup, 1 saat sonra kapağını açtığında içinde yemek bulmayı umut etmek gibi. UMUT ETMEK BÖYLE BİR ŞEY DEĞİL. Umut etmek, aldığın bir aksiyonun, yaptığın bir eylemin sonucunun pozitif dönmesini beklemektir. Şimdi ne yapmalıyız? Sanırım cümle kurmanın bir tık ötesine geçmek gerekiyor!
Haydar Demirci
Müthiş bir yaratıcılık, Ressam kimdir acep?
Ayhan Oruçoğlu
Seri üretim. Muzaffer Oruçoğlu
Kara Devo
Güzel video...memleketine sokulmayan sanatçıyı M.Oruçuolu'nu izlemek hele de sanat üretirken izlemek güzel. Videoyu yapanın emeği için teşekkürler. Ama minik bir eleştiri : muzik sert olmuş:) daha slow bir muzik daha hos olurdu
Haydar Demirc
İttifaklar tavizsiz olmaz''! İnsanlar bu konuda da, bazı hayvanlardan örnek almalılar diye düşünüyorum, '' Mesela Atlar; çok tecrübelidir, Kurtların saldırısında, hemen toplanır, kafa kafaya verir çember oluştururlar,Arkadan yaklaşan kurtlara hep birlikte çifte atarlar, Dolaysıyla, atlar fazla zayiat vermeden yaşarlar, İlxiden ayrılan at haricinde, Ama Eşek ve koyunlar farklıdır, Bu iki hayvan türüne, kurtlar daha farklı taktikler geliştirmişler; Kurt önce avlayacağı eşek veya koyun sürüsüne bir dalar, ardından kaçmaya başlar, Kaçar ken de çok korkmuş, gibi bir hava estirir; bir gizlenir bir çıkar ve daha tenhalara doğru, kuytulara çekmeye çalışır avını,Kurdun bu muazzam oyunu, koyunla eşşeğin hoşuna gider, ikisi de, var gücüyle nağra atarak ardından koştururlar, yetişip kurdu öldürmek isterler, Ancak her zaman olduğu gibi, kurdun istediği olur; tenhada çobanın olmadığı ıssız yerlerde, kaçan kurt geri döner, sessizce amacına ulaşır, Yine de siz bilirsiniz, olmayan, güçlü örgütlülük yapınız, gerillanız, ve silahınızla, sandık ,sandık mermiler boşaltmaya devam edin, Son satır, Muzaffer Oruçoğlu'na ait, ; Sanat Edebiyat yazıları, kitabında, Nihat Behram'ın vartinik ,kömüne dair, İbo'yu anlattığı mısralardan aklımda kalmış, ' Anlattığı kahramana, dair, abartı ve gerçek kahramanın biyografisi, Sağ olsun, kendilerini anlatan, devrimci, demokrat, yazarın da, eksikliklerini kendi eliyle, düzeltmesini yapmıştır,,
Ferruh Aktaş
Işık,ışık,sadece ışıksın sen resimlerinde. Bence...oda ciddi bi iş ,eline sağlık..resim yapmak ciddi iş..Ben çok denedim olmuyor..Ve en çok sevdiğim iş..
Haydar Demirci
i Nice sağlıklı uzun yıllar diliyorum, Sevgili Mozo arkadaşımıza, Ses tonu'' Faik Bulut'un sesiyle aynı olması, beni düşündürdü, Aynı toprağın insanı olmaktan mı, yoksa , birlikte mücadele yıllarında , bir birlerinden etkilenmeden mı bilemiyorum, Veya ikisi,,Örneğin ben, bir yoldaşımın konuşma tarzından etkilenip, ilerleyen süreçte ,konuşma tarzımın değiştiğini, diğer arkadaşlarımdan duydum, İyi de oldu, İnsanın konuşma stili, 'Güzel bir sesi, 'Müziğe uyarlama gibi, notalı dinleti sanatı,,
Haydar Demirci
Gregoryan usta , bizim yörede bu isme 'Kınkor derler, Kınkor Kemah'ın 'marik' köyünden, Etraf köyler, Kınkor'un iyi bir usta olduğunu bildiğinden,işi olanlar veya, iş arayanlar, Kınkor'a haber gönderir ya da kendileri, marik' gider kendisine bildirirlermiş, Kınkor, aynı zamanda iyi bir milismiş, diğer Türk, Kürt ve Alevi köylerinde iyi bir itibar bıraktığından, komitacılar,kendisine toplayabildiğin kadar genç insan topla, Erzincan'ın Gönye köyünde (Gogıne) yapılacak olan değirmende amele çalışacaksınız ve normalın üzerinde gündelikle , en kısa zamanda,otuz ila kırk kişi arasında insan getirtmesi yönünde ikna etmişler, Kınkoru, En yakın köylerden başlamış insan toplamaya, tortan, hoperek, gamarik, ağdaş,zazalar, ağgi, ve diğer mezralardan otuz beş kişiyi, gogıne'nin eski değirmenine tıka basa doldurmuş, Amele başı, deli İboyla kınkor, köylerden amele, toplarken, Hoperekli, 'ape İsmail, bu işin içinde fena bir tuzak hazırlanmış olabileceğini söylese de, kimse aldırmamış, Zaten kınkor, tanınmış bildik adam, her işe gidişlerinde paraları fazlasıyla ödenmiş, kimsenin hakkını kemt etmeyen hatırlı ve emin adamdı Kınkor, Otuş beş kişilik amele grubu, ilk geceyi değirmende geçireceklerini, sonradan bir köy odasında barınacaklarını, önceden söylenmişti kurbanlarına, Neyse ,en iyisi kısadan keseyim; velhasıl kelam' Komitacılar, gece yarısına doğru değirmene dalıp, Amele başı, ibodan başlayıp, hepsini odun hızarıyla, sağ sağ, göbekten ikiye biçmişler,, Not; Amele grubundan, bir genç,'Ahmet, kırk günlük ,yeni evli, teyzem Elifi'in kocasıdır,, Annemin masallarından, bir kesit, Öyküden çok etkilendim, Muzaffer Ede, Devamını bekleriz, sevgilr,,
Hikmet Kuran
Ersen’den hazzetmem ama bu konuda söyledigi dogrudur. Demir’i ben de bu konuda zaman, zaman eleştirmişimdir, çok uzatıyor. Mesela bir görsel dememesi yapisti, sözlü kültür ile yazılı kültür arasındaki farkı bir saat anlamtmıştı, eleştirdim. Jose Mujica: “Siyasette çok ağırlığı olan bir konuymuş gibi göründüğü halde, yalın bir şekilde anlatılamayanlar, aslında o kadar da önemli değildir.” der. Demir beni sevmez, o kendini eleştirenleri hiç sevmez, çevresinde sadece hink diyiciler ister. Ama bu hink diyicilerden hicbiri de Demir'i benim kadar taniyamaz. Ben onun nerede yanliş yaptığını bildiğim için onun dogurlarınıda en iyi ben bilirim. Üretken bir insandır, özgün düşünebilen birdir, birikimli bir insandır, belli paradigmaları kırmış ama henüz kıramadığı tutsağı olduğu paradigmalarda vardır. Egosu ile henüz doğrudrüst hesaplaşmadı ama ugraşıyor. Demir'in beni sevmememsi onun bahsettiğim huyundan gelir ama ben Demiri severim, zira o yaşayan cok az sayidiaki efsanelerimizden biridir, Oruçoğlu ve Ertuğrulun yanısıra bir elin parmaklarını geçmeyecek bu insanların yaşarlarken değerini bilmemiz lazım.
Devrim Kara
Köy uyuklamak üzereydi. ihtiyarlar ocak başındaki yer yataklarında küçük hülyalara dalmışlardı. "üç keçi nasıl on keçi haline gelebilirdi? Beş keçiyi bir inek yapmak daha iyi değil miydi? Peki bir inek on keçiye dönüşse nasıl olurdu ? Çocuğa düğün yapılamazdı, düğün ahırın bereketine kibrit suyu ekerdi. Kızı kaçırsa iyi olurdu... Komşu nasıl oldu da birden bire zenginleşti? İnşallah ahırına güçlü bir hastalık girer... Aileden birisi Almanya'ya işçi olarak gönderilemez mi? Hülyalar hülyaları kovalıyordu. Köpekler muhtarın ahırda anıran eşeği dinliyor ,göğün batısında sahte şimşekler çakıyordu... Muzaffer oruçoğlu /Tohum romanından
Haydar Demirci
Kara Devo arkadaş, ''gerçekten iyi bir okuyucu ve analizci, Eline aldığı her eseri, okuduktan sonra bir kenara atmayan okuyuculardandır,, Cemal Nadir'e göre, ' bu tip okuyucular, Adeta eseri ameliyat yapar! eser sahibinin aklından bile geçmeyen mana ve imaları o, çizgi ve kelimeler arasında arar,, Başta Muzaffer Oruçoğlu, olmak üzere, Mehmet Akkaya da sonsuz teşekkürler, bu değerli eserleri ukuyucuyla buluşturdukları için,,Bu ara saygıdeğer, büyük enternasyonal devrimci, Barbara Anna Kistler'i saygıyla anıyorum, ' Barbara'yı, tanıdığım ve aramızda geçen bir diyalogdan aklımda kalanları, yeniden tazelemiş oldum,Bir yoldaşın, eserlerinden, aramızda bulunmayan bir yoldaşın hayat serüvenini okumak kadar anlamlı bir şey olamaz, Hepinize teşekkürler,,,
Haydar Köse
Halep nasıl görünürdü, Suriye nasıl? Ya savaş? Aaach, ach! Ya çocuklar, ya kadınlar? Nasıl görünürlerdi savaşta, silinmiş bembeyaz beyaz bez üstünde hayatlar? Renkler duygulara, duygular renklere nasıl akardı, akabilir miydi...? Cizre'de Mehmet Tunç'un çığlığı nasıl duyulurdu? Renkler bilgeliğe, bilgelik renklere ne derdi, isyan ederler miydi acaba...?
Abdullah Yılmaz
Roman dediğin zaman; Belge Uluslararsı Yayınları'ndan çıkan Dersim romanı gibi olur. Bazılarının eleştirdiğini duydum velakin ne tür bir eleştiri getirdiklerini bilmiyorum. Oruçoğlu'nu eleştirenler ya sanattan anlamıyorlar, veya hasta insanlar. Oruçoğlun'a ve sanatına bin kez selamlar
Teslim Töre
Muzaffer ne desem bilemiyorum, çünkü "çok güzel" demek pek doyurucu gelmiyor. Filistin de bir ressamın sergisinde görmüştüm böylesini ama o alçıdan yapılmıştı. bir de İsviçre de Moritz 'in resim sergisinde gördüm o da tahta üzerine işlenmişti ama her ikisi de böylesi bir zengin kompozisyona sahip değildi. Bundan sonra daha iyisini görebilir miyim bilmiyorum...Daha iyisini yaptığını görmek umudu ile Selamlar... Başarılar..
Rızgar Dündar
Kafa zorluğu keşfetmektir
Haydar Demirci
'' Zorluğun başında '' Olarak anladım'',, Ya da, '' BAŞI ZORDA''
Nezihe Orucoglu
Nezihe Orucoglu Düşünüyorum da senin resimlerini mi yoksa yazılarını daha çok seviyorum,diye.Epeyce kafa yordum,tarttim yazılar ağır geldi.Sevgiler.
Muzaffer Orucoglu
Kobani' ye bağlı bir yer. Orada bir okulda İŞİD tarafından kuşatılan ve çetin bir direnişten sonra tümü öldürülen direnişçilerin o anki hikayesidir bu resim. İlgine teşekkürler.
Nezihe Orucoglu
Ser Zori,ne demek.?
Kara Devo
Toplumcu gerçekçi sürrealist bir tarzı var sevgili muzaffer ağabeyin. Beni sürrealist resme bir türlü ısındırmayan şey yerli ressamların duyarsızlığıydı... Ama Picasso'nun ruhu bu topraklara muzaffer ağabeyin fırçasının sırtına binip geri geldi. Bedri baykamgillerin havuzlu villalarının tepesinde toplumcu gerçekci sürreal bir cadı dolaşıyor. Bu cadının adı :muzaffer oruçoğlu Sanatı bedriden çalıp halka götürecek. Bunu sessizce yazıp çizerek yapacak. Tohum dev bir çınar olacak. Duyarsiz sanatın kör, parti icin sanatın topal olduğunu ,sanat sanat için yapildiginda eksik kaldigini ; ataerkil kapitalist efsane ögesi cadilarin aslinda eski tanrıçalar olduğunu sanat tekelcilerine gösterecek.
Kara Devo
Orucoglu nun sanatına dikkat çeken her yazi mühimdir. Ve ama dan sonra genelde noktali virgul gelir :) Güzel ve halkimiza göre uzun bir yazı.Daha kısa sade duru olsaydı daha hoş olurdu.Bence mecbur değillerdi 68 liler devrimciliğe.İsteselerdi diplomaları sayesinde steril konforlu bir hayat yaşarlardı.Zaten işin sırrı tam da burada . Mecbur değildiler. Asil mecbur olmadan özgür iradenle yaptığın işten devrimden aşktan seksten eserden hayir gelir. Sakarya valisinin derdi erkti paraydı güçtü. 68 liler ise eşitlik özgürlük bağımsızlık istedi. 1980de eline kova beline silah verilip duvarlara yazi yazdırılan insanların cunta da kuş surusu gibi dağılmasının nedeni de budur. Bugun bas kaldirmaya mecbur olan kitlenin yarisi AKPye oy veriyor diger yarisi MHP ve CHPli. Bu arada oruçoğlunun en iyi eseri kanımca Dersimdir. Çıplak ve özg#367;rde , karyaditler de işlenen namussuz namus yaklaşımının teşhiri Dersim de , Newrozda, Grizu da diger tüm eserlerinde de var. Yaşar Kemal kılıç artığı bir ermeni idi bunu hiç açıklamadı. Bu gizli tavri ile sakarya valisi örneginden mecburi isyan yaratan tavri bence bir biri ile alakalı Oruçoğlu ve kuşağı ise biz bu yola sonunun ne oldugunu bilerek girdik fikirlerimiz gizli degildir orgutsel iliskilerimiz gizlidir gibi seyler soyledi . Onderlerin çogu elit tabakadandi. Memur asker burokrat çocuguydu. Sinan Cemgil hem zeki hem yakisikli hem zengindi. Osman yasar yoldascan 40/50 bin ogrencinin katildigi universite sinavinda birinci olmustu. catismada iki fasist polisi ss cennetine yollayip vuruldu.
Meral Dersim
Sayın oruçoğlu. Almanyada mahalesef kitaplarınıza ulaşmak zor geçenlerde Dersim adlı kitabınıza ulaşamadım sadece "Nevroz" kitabınıza ulaşabildim. Umarım bu kitabınıza daha kolay ulaşmak mümkün olur. Saygılar, sevgiler!
Emrah Cilasun
DABK sekreteri Bora Gözen'i unutmuşsun Muzo. Yanılmıyorsam Gözen 30'lular jenerasyonundandı. Sizinle arasında 15-20 yaş fark vardı. Ve yine yanılmıyorsam 1950'lerin ikinci yarısında TKP faaliyetlerine katılmış, Sosyal Adalet dergisi çevresinde çalışmıştı.
Muzaffer Orucoglu
İçimizde eski tüfeklerle en sıkı ve en iyi ilişki içinde olan insan Bora Gözen'di. Ama o kuşaktan değildi, bizim kuşaktandı.
Ertan İldan
Benimde merak ettiğim şey İbrahim'in Saitler hakkinda ne gibi bir göruşe sahip olduğudur. Sait Kirmizitopraktan ve onun yaklasimindan haberlimiydi? Bilginiz varsa cevaplarsaniz memnun olurum.
Muzaffer Orucoglu
Sait Kırmızıtoprak ile Elçi ve Barzani arasındaki olayın nasıl cereyan ettiğine dair bilgisi vardı ama Sait Kırmızıtoprak'ın Dersimli olması ve bir zamanlar Yön dergisi ile ilişki içinde olmasının dışında siyasi görüşlerine dair bir bilgisi yoktu.
Özcan Yıldız
"Eski Tüfek" adını ilk olarak yıllar önce, "eski tüfekler" isimli kitapla merak edip almış ve okumuş olduğum kitapla tanışmış oldum. Yanılmıyorsam Atilla Akar'in eski TKP lileri anlattığı kitap olmalı. Daha sonrasında ise; yine yanılmıyorsam İnkılâp yayınlarından çıkan "Vedat Türkali Ansiklopedisi" isimli bir biyografi kitabında rastlamistim. Orada, Vedat Türkali, bu terimi ilk olarak Doğan Avcıoğlu'nun başlattığını ve literature de bu sayede girdiğini, kendisinin de bu terime son derece karşı olduğunu şu sözlerle ifade etmişti, bir röportajında. Bu kayıtlara da bu şekilde geçmiş elbette. "Komünistlere, eski tüfek dediğiniz zaman onların komunistligi falan kalmaz. Komünist, dediğin kişi her zaman kendini yenileyen, geliştiren, dönüştürendir. Siz her şeyden önce bu terimi kullanarak çeliskiye düşüyorsunuz bir kere" diye yanitlamistir. Bunu ilk olarak Doğan Avcıoğlu, yanılmıyorsam, Türk Sol'unda, gündeme getiren ve literaturumuze kazandıran kişi olmuştur. Kendi çıkardığı '60 ve daha sonradan 70'lerdeki dergilerinde de olabilir hafızam beni yaniltmiyorsa.
Muzaffer Orucoglu
Eski tüfek deyimi yaygın kullanılıyordu. Doğan Avcıoğlu ve ilişki içinde olduğu MBK üyelerinin, Cemal Süreyya ve çevresinin, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat'ın, TİP kurucularının sık kullandıklarını biliyorduk. Mucidin Melih olduğu gibi yerleşik bir kanı var bende. Pek önemli de değil.
Serkan Mucuk
Muzaffer abi şu an Tohum adlı romanınızı okuyorum.İyi ki varsınız..
Nezihe Orucoglu
Biz de sana eski tüfek diyoruz.
Muzaffer Orucoglu
I Beni onure ettiğin için teşekkür ederim.
Kara Devo
Çorumdan adam çıkmaz' lafı halkın en cahil unsurlarınca kullanılsa da halka ait değildir. halklar eğemenlerin böl, parçala , yönet politikaları olmadan asla birbirlerine kötü laf edip boğazlamazlar. Bu laf faşistlere ait oradan türeyip toplumun en cahillerinin dillerine yayıldı. Çorum'dan kaypakkaya ve beşikçi gibi iki büyük zihin çıkmıştır. Zaten tam da bu yüzden böyle gerici bir 'öz(süz) deyiş üretilmiştir. Geçmişte 20 yıl önce yaşım 17 iken Dersim 'li bir arkadaşımla merter de iş ararken(tekstil merkeziydi o ara merter) bir atelye kapısında 'tunceli'liler ve karslilar giremez' yazısını okumuştum. (En çok hakkını arayanlar) Ibo ve oruçoğlu'nun asi dersim'de buluşması tesadüf değildi bence. merak konusuna geri dönersek şunlar söylenebilir; sistemin bağırsaklarındaki insanların "insanın başına ne gelirse ya meraktan ya da y..rraktan gelir" demesi manidardır. (Gerçegi arayan ,bulan, sorgulayan baskı görür ) Zira merak bilimin temelidir. Bilim ise aynı sanat , cesaret ve devrimci politika gibi biz ezilen sömürülenler için en gerekli şeylerdir.
Kara Devo
Renkler enfes... Aklıma cingene dügünlerindeki dinamizm ve giysi renkliliği , hayvanlardaki muhteşem renkler geliyor. Muzaffer ağabey eserlerinde yüzleri ve yüzlerde de gözleri(bilinçli veya farkında omadan) öne çıkartıyor. Ana teması 'merak' olmayan eserlerindeki gözler de merak, ilgi, dikkat ile bakıyor sanat tüketicisine. Ben gözlerle sanatçı arasında dolaylı değil direk bir bağ olduğunu düşünüyorum. Dersim romanını okuyanlar bilir öyle muazzam bir eseri ancak muazzam derinliği olan bir bilinç yazabilirdi ancak. Eserlerdeki gözler eseri aracılığı ile bize yani ;komik, deli, cesur, korkak, sessiz, magrur, cahil halka bakan sanatçıdır aslında .
Haydar Demirci
12 Eylül'ü sabah ''davul, zurna'' havasıyla karşıladık, Sabahları, 7 haberlerini tv olmadığından, radyodan dinledikten sonra işe giderdi babam, Adı geçen kara güne, farklı bir havayla girdiğimize pek bir anlam veremedi isek, ' zurnanın ''zırt '' dediği anda anladık; darbe olmuştu, Soy adıyla, evreni berbat eden bu diktatör, k e den başkası değildi, konuşan darbeci, darmadağan olmuş, kontrolden çıkmış devlet güvenliği, halkın can ve mal güvenliğini,yeniden teşhis etmek '' UÇUN'' tsk yönetime el koymuştu,, Not; Soyadıyla, evreni berbat etme, sözü, Muzaffer Oruçoğlu'na aittir,, Hangi kitabından, veya yazısından aklımda kaldığını hatırlayamadım'' ,,
Romanınızın
Muzaffer Abi, Romanınızın önceki baskısını okumuştum. Yeni baskını aldım henüz okumaya başladım. Ancak yayın evinin arka kapak notunda bazı sıkıntılar var: Dersim İsyanı diye giriş yapılmış, halbuki siz romanınız boyunca bir isyandan değil kırım ve kısmi direnişten bahsediyorsunuz. Dersim'in soykırımının detayları ile işlendiği bu kitabı okuyan okuyucu sonucu zaten görecektir. Sonuç dilin, kültürün kıyımı, asimilasyonudur. Şu halde yayın evi kastı sizin roman dilinizin üst boyutta olduğunu kastetmesine rağmem hassasiyet gereği "Türkçe'nin zaferi cümlesini koymaması gerekirdi". Kapak oldukça zayıf olmuş. Şimdilik eleştirim budur. Yani yayın evi kitabın hakkını ilk görünüşte vermemiştir diyebiliriz.
Gürbüz Erdoğan
Resimlerden anlamam fakat sizin resimleriniz beni resimleri yorumlama ve anlamaya sevk etti yani karışık teknik terimini öğrendim selamlar yüreğine eline sağlık —————
Haydar Demirci
Merakçı'nın sağ gözüne iliştirdiği düzenek, harika bir çalışma, 'Merak' yalnız modern insan ruhunda olmayıp, ilk insanlardan başladığını tasvir ediliyor sanırım,, Kucakta ki kafa, kime ait olduğunu çıkaramadım, 'başkasının kafasındakini çözme merakını mantıklı buluyorum, İnsan kendi kafasındakini zaten bilir,,,
Haydar Demirci
Akıcı ,hoş bir edebiyat yazısı niteliğinde, geçmişte ki siyasi düşüncelerine ve bağlı bulunduğu partinin ideolojik, temel taşlarına fazla eğilmeden geçiştirmiş,'' Sömürge Kürdistan'' tespiti geldiği geleneğin temel belgelerinde yoktur, Yeri ve zamanı gelince, bunlara daha ayrıntılı bilgiler aktaracağını umuyorum'' ,,
Ertan İldan
slan ile Süleyman sizinle Bartina gelmislermiydi?
Hikmet Kuran
Hikmet Kuran Yok Ertan kardeş onlar yoktu. Tam liste on diyorum ama on iki imiş düşününce aklıma geldi. Ben, Muzo, Hüseyin Aktülün, Ali Asker Günel, Müslüm Tank, Lütfü Baysal, Haşim Kutlu, Mustafa Çelik, Dursun Yıldız, Cemal Toksoy (Mümtaz), Kemal Askeri ve İbrahim Haft
Dursun Yıldız
Niğde ve Bartın Cezaevi sürecinde , direnelerle aynı karde bulunmuş olmanın anısı çok anlamlıdır bizler için ... Ve 12 eylül sürecinin bu fotoğraf karesinde bulunanlar , Devrimcilerin , tarihe geçmiş direnişçileri olarak anılmayı hak ediyor ... M. Orıuçoğlu'nun Gül Demir ve Çığlıkta bunların bir bölümünü görebiliriz .. Anılar anlatılırken de , bir dönemin tarihi anlatılıyordu ... canlı bir belgesel dizi gibi... ve arşivlere alınmalı bunlar ... sevgilerimle .
Hüseyin Arslan
Sanırım zaten takma isim Ökkeş. Sizinle beraber gelen ekipte değil. Karıştır-barıştır uygulamasından, elbise direnişinden, dayaktan bıkıp bağımsızlara giden birisi. Her seferinde direnişçi koğuşlardan slogan sesleri duyunca pişman oluyor dilekçe yazıp sizin yanınıza gelmek istiyor. Direniş koğuşlarına gelene kadar koridorda dayak yiyince yine vaz geçiyor ve bağımsızlara geri dönüyor. Bunu bir çok kere yapıyor ama müthiş bir iç hesaplaşma yaşıyor. Her şeye başka açılardan bakmaya çalışıyor. Ama en sonunda kendisiyle yüzleşmeyi başarıyor. İnanılmaz güzel bir karakter. Muzo'nun roman karakterleri içinden en devrimci, en güzel olanlardan biri.
Hikmet Kuran
”TARTIŞDINIZ, YENİLDİNİZ” Bu laf Bartın A1 koğuşundakilerin aşina oldukları bir laftır ve bunun Oruçoğlu ile bağlalantılı bir hikayeside vardır, anlatmadan edemedim. Arkadaşlar dedim ya bu röportaj beni hazırlıksız yakaladı. Bartına geldik kapıaltında tek, tek soyup eşyalarımıza el koyduktan sonra, gardiyanlar bizi teker teker alıp götürüyorlardı. Bir odada tektipi giydirip daha sonra kafayı makineye vurup götürüp boş koğuğ gibi bir yere atıyorlar. Yolda berbere götürüken oradan koğuşa getirirken pat küt ha bire vuruyorlar nereye gittiğimizi bilmediğimiz için bir endişe içindeyiz. Ama arkadaşlarla tekrar buluşunca rahatladık. Yolda gelirken tartışıp karar almıştık, gidince her hangi bir direniş göstermiyeceğiz taki, Ceza Evinde bizden önce gidenler ile bir ilişki kuruncaya kadar. Nasıl bir direnişe başlayacağımıza o koşullar içinde, ama her halükarda çoğunluk ile birlikte karar vereceğiz şekinde bir karardı. Koğuşta bir araya tekrar gelmiş olmamıza doğru dürüst sevinemeden içeriye bir gurup komando askeri giridi. Bu bölüm Oruçoğlunun kitabında var ama işin espirisi yok. Askerler beliki bizi ıslatmaya ve gözdağı vermeye gelmişler, bu cezevlerin genel kuralıdır, girerken bir gözdağı verilir, benim Malatya ve Adıyaman cezevlerinden aşina olduğum bir uygulama. Ama askerlerin dalması için bir bahane bulmaları lazımdı, uzun sürmedi çavuş bahaneyi buldu. Muzo’ya bir pantolon vermişler en az iki beden büyük. Bizimki zaten küçük beden mecbur uçkuru eliyle tutuyor ki pantolon düşmesin, özel-tip burası kemer kesinlikle yassak. Derken çavuş bizimkine niye öyle yamuk duruyorsun diyerek bir tokat patlattı, ben (Kitapta Kazım) anında fırladım, bir tokatda ben aldım. Diğer arkadaşlar dururmu, askerlerin üzerine yürüdüler bir yandanda çeneler makinalı tüfek gibi çalışyor. Askerler neye uğradıklarını anlayamadılar, belliki o süklüm, püklüm itirazsız gelişimizin ardından böyle bir diklenme beklemiyorlardı. Röportajın başında geçen "Burası Genel Kurmaya bağlı bir cezevi" lafını çavuş orada söyledi. Askerler geri çekilmeye başlayınca Lütfü Baysel "Ne kaçıyorsunuz gelin tartışalım " dedi, çavuş "Tartışdınız yenildiniz" diyerek yıllarca dilimize dolanan o lafı etti.
Devrim Kara
"Önce yerli edebiyat" Muzaffer Orucoglu II' nin yattığı zindana atılan edebiyata meraklı devrimci bir genç şiirler yazıp oruçoğlu'na gösterir. Ama her defasında ondan kırık not alır. Bu durumdan usanan genç, çok ünlü bir rus edebiyatçının bilinmeyen bir şiirini sanki kendi yazmış gibi oruçoğlu'na okutur ama yine kırık not alır. Genç gerçeği açıklayınca oruçoğlu'nun fikri değişmez."kimin olursa olsun iyi bir şiir değil"der. Gerçekten de kültürün temeli dildir. Ve bazı çevirmenler kasaptan farksızdır. "En devrimci eylem gerçeği söylemektir" Che evinde kaldığı, ekmeğini yediği , para aldığı edebiyata meraklı bir devrim taraftarının 'yazdığım romanı okuyup fikirlerini söyler misin?' önerisi üzerine romanı okur ve fikrini söyler : 'BERBAT' Adam; 'Kim olsa evimde kaldığı için güzel şeyler söylerdi' der. Che : 'En devrimci eylem gerçeği söylemektir ' der.
Haydar Demirci
Haydar Demirci Güvercin katliamını karar altına alanların kaç kişi olduklarını tam olarak anlayamadım ama, tutsaklık şartları bazen direnişçileri, bundan da vahim tedbirlere ve mecburiyete tabi kılabiliyor, Vietnam ,direnme savaşı, adlı bir roman okumuştum. Devrimin en seçkinlerinden oluşan, yaklaşık 800 kişiyi, palu kondor adalarında, en ağır işkencelere ve açlıktan ölüme terkedişlerini okuyunca ,bunun bir gereklilik olduğuna ben de inanıyorum, Bulundukları koğuş, ve hücrelerine, havalandırma deliklerinden içeri sızan, sinek ve fare yavrularını nasıl, yaşamak için ve yoldaşlarının ayakta kalıp direnmelerini sağlamak için yeyip paylaşıyorsalar, bunların şartları ,onlardan çok farklı değildi diye düşünüyorum, Ek olarak 'Bartın ceza evini etraflıca anlatan Muzaffer oruçoğlu'un romanı var, Arkadaşlara okumalarını öneriyorum,,
Devrim Kara
Üst üste bindirilmiş boyutlar,perspektifler var resimde." Anadolu'lu picasso diyorum ben muzaffer ağabeye. muzaffer ağabeyin eserleri izledikçe huzur veriyor bana. hacmi büyük eserleri de var; as karşındaki duvara , genç bir sevgili gibi baksın sana, aç ufak bir rakı izleyerek iç. git gel sırlarını çözmeye çalış. bir insan gibi zamanla dost ol eserle. (sanatçının bir eserindeki madencinin bir gözü kördü aylar sonra anladım resmin grizu romanındaki karakterlerden biri olan kör cemal 'e ait olduğunu. ) Eserlerdeki renk karnavalı konu ve figürlerdeki çeşitlilik zihin jimnastiği yaptırıyor aklıma. Bu eserde mesela karşıya bakan yüzü insan , bize bakan yüzü hayvan bir varlık , kulakları kuştan,kuyruk sanırım Baobab ağacından. Eskiden resmi sadece sanatsal bir iş sanırdım oysa resim ruhu dinlendiren bir faaliyetmiş aynı zamanda. Hangisi daha zor ve anlamlı acep? bir madenciyi devrimci yapmak mı? yoksa o madenciye soyut , gerçeküstücü resmi sevdirmek mi? Bence ikisi de zor ama madencinin sanatla kaynaşmasını sağlamak daha anlamlı. sınırları,tabuları yıkmış bir sanatçı iç güdüsel olarak sonunda mutlaka devrimci olur ,ama bir devrimci sanatçı/sanatsever olmayabilir.
Celal Temel
Vedat Türkali O gerçek bir devrimciydi.. "Kürt sorununu çözmedikçe, Türkiye'de hiç bir sorunu çözemeyiz" diyen, örneği az olan bir Türk demokratıydı... O'nun gibi, Muzo gibi, İbo gibi, Kürt dostu, Türk devrimcilerin olması, Kürtlere hep umut vermiştir. Ancak, bu tür devrimcilerin çok az olduğu da bilinen bir gerçektir...
Özgür Bahar
Çok naif bir tarif olmuş ama ''Halbu ki' nin ''Halbusiki'' ye evriminde neyin ya da nelerin ''si '' vazifesi gördüğü muğlak kalmış yine de...Yoksa yaklaşım çok olumlu...
Devrim Kara
——— Son duruşmada halk, ataerkil bir deyimle söyleyecek olursak resmi kültürü 'sikine 'takmaz , halk kültürü resmi kültürü iplemez. 2 ) halk yemek ve seksden başka bir şey düşünmeyen bir kalabalıktır. Ya da ikisi birden . Bunları anladım ben. Komik anlamlı bir şiir.
Haydar Demirci
Zihinlerde ki devleti yıkmak kadar zor bir şey yoktur, Bu bir nevi eski klasik tabuları yıkma anlamına geliyor,, Biz eskiler bayağı yaşlandık, Muzaffer Arkadaş benden de çok yaşlıdır,, hangimiz önce gideriz bilmem ama. ' kimin ardında sıfır, miras kalırsa, zihindeki devleti yıkan o dur diye düşünüyorum, Bu bir şaka idi tabi,, kendisinin paylaşımcı ve komünarca yaşadığını biliyorum, sevgiler saygılar, sizlere,,
Devrim Kara
Zihinlerde ki devleti yıkmak kadar zor bir şey yoktur, Bu bir nevi eski klasik tabuları yıkma anlamına geliyor,, Biz eskiler bayağı yaşlandık, Muzaffer Arkadaş benden de çok yaşlıdır,, hangimiz önce gideriz bilmem ama. ' kimin ardında sıfır, miras kalırsa, zihindeki devleti yıkan o dur diye düşünüyorum, Bu bir şaka idi tabi,, kendisinin paylaşımcı ve komünarca yaşadığını biliyorum, sevgiler saygılar, sizlere,,
Devrim Kara
Oruçoğlu ibrahim çallı tarzından başka bir tarz bilmeyen ve asla resim sergisine gitmeyen halkı halk fark etmeden picasso tarzı resim sergileri ile buluşturmuştur. O Sanatın mücadelenin sağ kolu yapılabileceğine işaret etmiştir. soyut resimler cizmekle birlikte aynı oranda toplumcu gerçekçidir de. Zaten doğru olan da budur. Politikaya duyarsız sanat kör ideolojik aparat olmuş sanat topaldır. Oruçoğlu ;reşar nuri gültekin, halide edip adıvar , peyami safa'ları aşan sabahattin ali, orhan kemal,kemal tahir, yaşar kemal, fakir baykurt,sait faik 'leri kendi yarattığı roman stili ile aşmıştır. Bu stilde sürrealist ögeler de vardır, katı tarihi gerçekler de. Mizah da vardır ,tarihi ve güncel sorunlar da. Devrim felsefesi de vardır öz yaşam hikayesi de felsefe de vardır mitoloji de. Oruçoğlu sanatı; resmi ideolojinin tabuların, klişelerin, iktidarların sırtına saplanmış bir mızrak gibidir adeta. Politik olarak da yeni şeyler söyleyen devrimci bir sanatçıdır oruçoğlu ,devlet ve komün eseri özel mülkiyeti yıkıp yerine devlet mülkiyetini degil kamu mülkiyetini koymakla durmayıp zihinlerdeki devletleri de yok edelim der.
Devrim Kara
Pervin hanım çok konuşup az şey söylemiş. Oruçoğlu eserlerininden oluşan kente bir kuş gibi yükselip havadan bakarsak kent merkezine giden bir kaç ana yol görürüz. Ilk yol heykel,roman, şiir, hikaye, destan, halk fıkraları, mitolojik efsaneler,öz deyişler, felsefi sorunlar,mizah, derin doğa ve insan sevgisidir. Ikinci yol devrim yoludur. Bu yol direnen savaşan kişi , felsefe, halk ve hareketleri destekler. Yeni insanı ve toplumu bu günden tarif eder. Yeni topluma ulaşmanın yollarını gösterir.kavgayı tarihden beslenip anlatır,din, iktidar , cins, tür takmaz. Sol da dahil her iktidara karşıdır. Buna ataerkil namuscu iktidardan ,gerantokrasiye ,devletten; zihinlerdeki görünmeyen öze içirilmiş gizli devletçiklere kadar her şey dahildir. Son yol sanatçının ruhundan kalbinden geçer. Onun öz yaşam öyküsüdür. Üç yol göbekte buluşur. Örnek vermek gerekirse Mengene romanı edebi bir eser olduğu kadar sanatçının hayatından (işkence süreci ) bir kesittir de aynı zamanda yani otobiografik bir yanı vardır eserin.ama aynı zamanda politik bir eserdir mengene.çünki devletin işkence silahına karşı direnmenin yollarını anlatır.
Cumali
iyi site
Cemal
Güzel site
Perihan Yıldırım Keki
Bugün CKM'deki serginizi gezdim.Çok etkileyiciydi. Özgeçmişinizi de okuyunca bir yakınımın sergisini geziyor gibi hissettim.Geçmişte yaşanan acı olaylar çokca insanın canını yaktı,ülkesine,topraklarına hasret bıraktı.Mutsuz,acılı insanların ülkesi oldu.Bu acılar bir nebze azalsa da maalesef devam ediyor.Hapishaneler çoğu suçsuz insanlarla dolu.Neyse bu kadarı kafi.Sizi tanımış olmaktan mutlu oldum.Sağlık ve sanat dolu iyi günler diliyorum. Perihan Yıldırım Keki
Devrim Kara
Şirinevler'deki resim sergisinde ,mehmet ağabeye;muzaffer oruçoğlu ağabey hakkında yaptığım ' yerli sosyalist romancılıkta zirve oruçoğlu romanlarıdır' yorumlarımı sonradan mehmet ağabeyin kitabında okumak çok hoşuma gitti.zira ben o yorumları yaparken mehmet ağabeyin epistemolojık kopuş isimli eserinden tamamen habersizdim .sanırım tam da bu yüzden mehmet ağabey ısrarla ve gülümseyerek 'neden oruçoğlu, yaşar kemal'den daha derin ve çok yönlü bir yazardır ,diye düşünüyorsun ? 'sorusunu sorup durdu bana:)
Şeko
Bütün bunları sen mi yaptın? Bu kjadar rersim,heykel,makale,romanları sahi sen mi yazdın? Sana laf edip ana babalarına mektup yazamayanlara sahi ne demeli? Bütün marifetleri,hünerleri,toparlamışsın.... İyiki varsın....
Sevgili Demirbilek
Resimleriniz cok güzeldi. Renklerin uyumu o kadar dogaldi ki bir el dokunmusta boyamis gibi degil de dogalligi kendiligindenmis gibiydi. Bana göre tek eksiklik 2007 resim katalogunun dagitilmasiydi. Yayinevi bu konuda sanirim tasarrufa gitmisti. Bu da onlarin eksigi deyip gectim. Yavuz Kaplan bugün çok güzel bir günü bize yaşattığın için çok teşekkürler Sn.Muzaffer ORUÇĞLU
Uğur Ayaydar
Amca başarılar
Umut Umut
Kitaplarınızı okurken düşünüyorum da yaşadığım ülkede nüfusun yarısı okusa kitaplarınızı,sergilerinizi gezse;heralde herşey çok daha farklı olur,ütopyamızı gerçekleştirmiş olurduk. Ama seni okuyup da anlayanların damarından besleyenlerden biri olmanız,halkları o güzel ütopyaya bir adım daha yaklaştırdığı inancındayım. Sanatın gücü bu olsa gerek. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum. O güzel ütopyada buluşmak dileği ile..
Dilek Özbek
Zor yaşam şartlarına rağmen azmin nelere kaadir olduğunun göstergesi Muzaffer Oruçoğlu´nu kutluyorum, güzel paylaşıma teşekkür ediyorum. :-))
Gamze Çelik
Müthiş öykünesi bir yaşam her parmağın da on marifet üreten yaratan dönüp ona bakan adamın serüveni büyüleyici
Arzu Çam
İnsana nasıl yaşamasi gerektiği doğrulutusunda ders veren bir yaşam öyküsü,13 yıl zından da kal.Orlarda araştir oku ve bunu da gün ışığına çıkar.Romalaştır,heykel ve resime dök.Durup oturup,bağırıp küfür eden devlet katına daha ne soylene bilinir ki.Elllerine yüreyine sağlık.Ne yazık ki bu tür insalar bir elin beş parmağı kadar da kalmadı artık..
Cihan Irmak
Ne demeli bilmiyorum.Parmaklarını gözlerimize sokanlara, ne demeli hic aklım almıyor deniz ötesin de alıp çalıp aşırıp yetimin goz yasini yutanlara yuttukca yalancıktan ağlayanlara ne demeli iyisimi onlara hiç birşey dememeli... Gerisin geri dönüp yaşarken öldürülüp gömülen Muzaffer Oruçoğlu gibileri dir bu memleketin yüz akları. 13 yil zindan 27 yıl sürgündür bunun karşısın da alınan ödül varın siz düşünün gayri...
ANADOLU MEZOPOTAMYA
Azeroğlu ^Silvan^dan selemlar; ilk romanın zavatu merak ediyorum, elinde yazınalrınmevcutsa basamk gibi bir düşüncen varmı; birde en azından böyle bir durum yoksa bir kesitinden bir öykü yazman-yaratmanın beklentisi içindeyim
Sabahat KOÇULU AYDIN
Sevgili dayıcığım;aramızda uzak mesafeler olsa bile yapmış olduğunuz resimlerinizde ki her bir fırça darbesinde siyasal yaşamınızda ki onurlu kavganın çizgilerini gördüm.İyi ki varsın. Emegine ,düşüncene ,bakış açına , ve bize yansıttığın resimlere sağlık
Aydın Yıldırım
Alnımdaki fazlalıkları çıkarıyorum dışarı. Anlamayabilirsin. Rahatsız ediyorsam susarım. Susmanın bir zararını görmedim. Halk değilim ben” (Çıplak ve Özgür isimli kitabından) Eğer tanrı varsa siz tanrının insanlığa bahşettiği bir bir fırsatsınız. Saygılarımla
Gökhan Demir DEMİREL
Sesinizi gittikçe sararan sayfalardan duyabilmek müthiş bir zevk...Öyle doğal öyle akıcı ve öyle insani ki, her sayfada insan daha da insanlaşıyor...Sevgiyle kal hocam...
cem argin
Ocak 2012 tarihli iki adım yazınız için sizi tebrik ederim. Avustralya'da yaşamanıza karşın türkiye gündemine yabancı değilsiniz.Ülkemiz yöneticilerinden daha iyi takip ettiğiniz açık en azından. Sizi daha yeni yeni tanımaya başlıyorum ve başarılarınızın devamını diliyorum.
N. Çağlar Kılınç
Merhaba: Eserlerinize bakınca onbir yıl önceye gittim. Tohum romanını okumam düşün dünyamı değiştirdi. Bugün esererinizi izlerke üstada ne yapsa yakışıyor diyorum. Düşüsel ve duygusal seviyenize gıpta etmekteyim. Eserlerde yabancılaşma, sınıfsal karşıtlık, cinsel birlik, emek ve rant arasındaki birlik ve zıtlık bende uyandırdığı düşünceler. Tüm siyasal ve sanatsal üretimleriniz için teşekkürler... 5 Ocak 2010 N. Çağlar Kılınç
Ero Eko
Sevgili Muzo: Belki yıllar oldu, burda değilsin. Ama Dersimlilerde daha çok Dersimlisin. Kendi memleketimi daha çok senden öğrendim desem yeridir. Tüm çalışmalarında bir koku var. Toprak kokusu, muzurun kokusu, geçmişimizin kokusu... İsyan kokusu Sevginin çığlığı... Yüreğinize emeğinize sağlık. Umarım birgün burada, memleketinde olabilirsin... Ero Eko
Sevgili Muzo:
Muzo Abi: Resim, kitap ve hepkel ile alakadar olup, bu seviyelerde icra edebilen ender insanlardansınız. Ama ne yazık ki Muzo abiyi aramızda bulamıyoruz. Bu bizim için büyük bir kayıp. Bu ülke Muzo gibilerin değerini bilmediğinden, ne kadar büyük kayıplar verdiğinin farkında değil. Muzo abime selamlar, saygılar Birol Şimşek Sevgili Muzo:
Nail Yardım
Merhaba: Yaptığınız çalışmaları beğenerek izledim. Sağlam desenin yanında renklerin dengesi ve çalışmalarınızdan çok etkilendim. Umarım birgün tanışma şerefine erişirim. Uzaklarda olsanızda bu millet siz ve sizin gibilere her zaman sahip çıkacaktır. Saygılarımla... Nail Yardım
Nevin
Merhaba: Daha önce sizinle kitaplar üzerinden tanışmıştık. Resimlerinizde kitaplarınız gibi derin, sınır zorlayıcı ve çok güzel işlenmiş. Ve en önemlisi parça, bütün ilişkisi iyi işlenmiştir. Burada olamamanız üzücü olsada resimlerinizi görmek mutluluk verici. 31.07.2010 Nevin
Seher Sağlam
Merhaba: Serginizi gezerken görevli arkadaş bu defterin size ulaşacağını bildirdi. Bende çok doluyum, burada dağa taşa bakıp düşüneceğime Muzaffer abiyle paylaşayım dedim. Barajlarla ilgili bir belgesel çekmeye çalışıyorum. Dedef ile birlikte çalışıyorum. Destek oluyorlar bana. Doluyum demiştim kısaca bahsedeyim nedeninden. Memleketimin okumuş, bilmiş insanları önümde kocaman bir karamsarlık duvarı örmek için çok çabaladılar. Belgeseli yapacağıma inanıyorum ve insanlara bunu anlatmaya çalışıyorum lakin memleketimin insanı yetersiz olduğumdan bahsedip ısrarlı bir şekilde karşımda. Sizi tohum’la tanıdım ve ideallerinizin peşinden gitmeniz beni azimlendiriyor. Selamlar, sevgiler... 31.07.2010 Seher Sağlam
Nurcan Çavuş
Değerli Oruçoğlu: Dersim serginize büyük bir hevesle geldim. Kitaplarınızdan sizi tanıyorum ve resimlerinizi de yakından tanıma fırsatım olsun istedim. Fazla resim olmadığı için ayrıntılı fikir edinemedim. Ama mutlaka evimde sizin bir resminizi bulunduracağım. Bunun için İstanbul’a randevu aldık. Orada görüşmek üzere... Dersim/30.10.2010 Nurcan Çavuş
Aslı
Değerli Hocam: Bize, sizin işkencehanelerdeki dik duruş öyküleriniz anlatılırdı hep. Daha sonra kitaplarınız ve çeşitli köşe yazılarınızı zaman zaman takip ettim. Resim çalışmalarınızı görünce aslında çokta şaşırmadım. Çok yönlü kişiliğiniz, emin duruşunuz, örnek insan oluşunuz, inanın beni büyüledi. Tüm bunların önünde saygıyla eğiliyorum, iyiki varsınız. Dersim’den selamlar ve sevgiler. Eğitim-Sen’den bir arkadaş Aslı
Özgür
Selam Muzo; İşin doğrusunu söylemek gerekirse daha fazla eserinin burada olacağını düşünüyordum. Kars’ta açılan serginizi bir gazeteden okumuştum ve neden Dersim’de değil diye düşünmeden edemedim. Dersim’de fazla kalma şansı olmamasına rağme bu coğrafya’yı bizim kadar güzel bilip, anlatan ender insanlardan birisin. Muzo, umarım bir gün yeniden ayak basma şansın olur buralara çünkü bu topraklar, bu halk kendi geçmişini ve geçmişinden geleceğe uzanan evlatlarını unutmadı unutmayacak. Sevgiler Özgür
Dedef Genel Başkanı Özcan Tacak
Sevgili Kadim Dostum Muzaffer: Dersim’e ilk tohumlarını attığınız, tarlanın ürünlerini yavaş da olsa toplamaya başlamanız sevindirici olmuştur. İdeolojik, edebiyat, deneme, şiir ve resimlerinizle Türkiye devrimine katkılarınızdan dolayı elinize ve emeğinize sağlık. Bundan sonraki süreçlerde de gerek siyasal gereksede edebiyat bakımından katkılarınızın devamını diler, alternatif sanat, kültürün, devrimci ruhla harmanlanarak yaşamanızı temenni ederim. Kendine iyi bak. Hoşçakal, dostçakal. 30.07.2010 Dedef Genel Başkanı Özcan Tacak
Ahmet Can Akyol
Sevgili Muzaffer: İlk resimlerini hatırlıyorumda, bu denli gelişmeye karşı şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Resimlerin tek kelimeyle harikulade; hele tarzın, sus pus ediyor insanı... Bu arada bir doğrumu da alt üst ettiğini bilmeni isterim. O da şu: Birden fazla sanat dalıyla uğraşanlar mutlaka sadece biriyle belirgin bir iz bırakırlar. Şimdi resimlerine bakınca bu iddamı bir kez daha gözden geçirmek zorunda hissediyorum kendimi. Zekanın, birikimin, yeteneğin çok yönlülük ve estetikte kendini bulması bu olsa demek.. Sevgi ve saygıyla selamlıyorum seni dostum. 5.1.2010 Ahmet Can Akyol
Gülfidan Demir
Merhaba; Bu sergiye ikinci kez geldim ama bir şeyler arar gibi geçmişten. Sizi ilk kez bir üniversite öğrencisi iken utana sıkıla ziyaret etmiştim. Bir kaç kez geldim. Her ziyarette aynı heyecan ve sevgi yumağını yüreğimde toplayarak geldim. Gülen yüzünüz ve insanı sarıp sarmalaya yoldaşça sevgi dolu buluşmalarımızın üzerimdeki etkisinin bitmediğini düşünüyorum. Yani zaten bende bir tablo vardı tabi yaratıcılığınız ve ürettikleriniz dışında. Hep ışık saçmaya devam edin. Sizi çok sevdiğimizi unutmayın... 5.1.2011 Gülfidan Demir
Arzu Kılıçdoğan
Selam; Çok uzaklardan memlekete ulaştırdığınız çalışmalar için tebrikler. Kullandığınız armoni öncelikli olarak dikkatimi çekti ve kesinlikle iyi. Temaslarınız elbetteki anlamlı. Ellerinize sağlık. Sizinle resimler ve sanat hakkında konuşabilmeyi isterdim. Arzu Kılıçdoğan
Pınar Arın
Merhaba Muzo; Dergilerden, kitaplardan tanıyıp yıllarca kah keyifli kah hırçın tartışmalarını kendimzce yürüttüğümüz Muzo’yu Taksim’in göbeğinde bir sergide görmek ne güzel ! Pınar Arın
Saadet
Sevgili Muzaffer; Türkiye’de senin emek ürünlerinle karşılaşmak beni ziyadesiyle memnun etti. Bir o kadar daha ömür diliyorum ve başarılarının devamını... 29.12.2010 Saadet
Veronika Melis Köseoğlu Hilal Çil
Merhaba Oruçoğlu; Her renk her fırça darbesi birşeyler anımsatır insana hala insanca olan... Ve hala yitirilmemiş olan. Bize dair olanı bu yolla her zaman anlatabilmen ve yaşatabilmen dileğiyle. ‘İnsan, insanı İnsan özgürlüğü sevdikçe güzelleşir.’ Daha güzel bir Dünya dileğiyle. Sevgiler... Veronika Melis Köseoğlu Hilal Çil
Suat
Merhaba Muzo; Geçen serginde yine yazmıştım sana. Ama hala selamını alamadım! Avustralya’dan. Çok isterdim sizinle tanışabilmeyi, kitaplarınızı hepsini okudum sizi tanıyor gibi oldum ama yetmiyor tabi. Ne güzel ve ne iyiki resimleriniz ulaşabiliyor bize. Biri benim olabilir belki. Yüreğinize, elinize sağlık. Teşekkürler Muzo... Sevgiler yürek dolusu, selamlar kucak kucak... Bir sonbahar esintisi oldu Ankara’ya bu sergi. Sağol 21 Eylül 2010 Suat
Ülkü Tamel
Muzaffer Bey; Uzay ve insan, uzay ve çocuk, keçi, kazmacı, resimlerinizi çok sevdim ellerine sağlık. Ülkü Tamel
İbrahim Karaoğlu
Sevgili Muzaffer; Ellerinle değil, düşüncelerinle dokunmuşsun tuvallere. ‘Yaşama düşlerimizle dokunmak’ biliyorum her şeyi değiştirir bu. Senin resimlerinden yansıyan da bu değişimi senfonisi... İbrahim Karaoğlu
Necdet Dizmam
Sevgili Dostum; Resimlerini seyrettim. Kırk yıl önceki aılar tekrar gözümün önünde canlandı. Resmlerin harikulade hele aborjin kadınlarının portreleri en çok onlardan etkilendim ek olarak da madenci ailesi. Selamlar sevgiler. Necdet Dizmam
Duygu Şat Solmazel
Sevgili Muzaffer; İçinde çok hüzün barındıran tabloları bile bana her zaman heyecan ve çoşku veren Muzaffer Oruçoğlu. Yeniden tablolarını görmek büyük bir zevk. Leman’ın yeri ayrı oldu bu sergide. Duygu Şat Solmazel
Elif
Sevgili Muzo; Şimdi Beyoğlu’ndaki istiklal caddesinde senin resimlerine akıp gülüyorum neden mi? Ben Jean Pierre ile birlikte kolaj’ları nasıl yaptığın üzerine konuşuk da bunun üzerine keyifli dakikalar geçirip güldük.Tabiki bende nasıl resim yaptığını anlattım. Bu insanları ne hale soktuğunu görünce senide tanıdığım için bana ayrı bir sohbet havası getirdi. Sen güzel bir insansın bundan dolayı yaptığın resimlerde güzel ne diyeyim başka söyleyemiyorum. Seni çok özledim kısa zamanda görüşmek dileğiyle. Sevgilerimle öptüm. Elif
Jean Pierre
Hi Muzo; It is a pleasuve for me to see you paintigs in İstanbul closing a circle since I meet you at Elif’s home in Switzeland. Furtha Elif brought a handful of ‘old’paintings bad to the roots withinher suitcase. I’m exciting to be here in İstanbul and I’m loohing forwad seeing you soon! Best regard Jean Pierre
Mehmet Akkaya
Sayın Oruçoğlu; Çoktandır resim sergisi izlememiştim. İyi bir tesadüfle tablolarınıza bakma olanağım oldu. Romanlarınızda gerçekçi bir edebiyatla karşlaşırdım, şimdi soyut nitelikli tablolar söz konusu. Tablolarda konu itibariyle insan seçilmiş, özelliklede insanlar demek gerekiyor; zira her tabloda derinliklerine kadar her kesimden ama başta ezilenler olak üzere insan görüyoruz. Önceki tablolarınıza göre teknik, boya ve fırça darbeleri bakımından da bir zenginleşme görüyoruz. Sürekli yenilenen bir sanatçıyla karşılaşıyoruz. Belki sanatında temel niteliklerinden biri kendini tekrar etmemesi zira R. Bayern’in de dediği gibi ‘insan ancak iki kere görülemeyecek olanı sever.’ Sanat sadace sanat birikimiyle yapılamayacağı gibi resim de yalnızca resim duygu ve düşünceleriyle yapılamaz. Sizin de bu çerçevede tablolar yaptığınız anlaşılıyor. Resim,roman, karikatür ve fotoğraf birleşmiş gibi. Yeni sanatn bir bütün olduğunu hissettiren tablolarınız insanda derin bir sanat duygusunun yanı sıra derin felsefi düşünceyle beraber bir yolculuğa çıkma hissi meydana getiriyor. Dostoyevski ‘Dünyayı güzellik kurtaracak’ demişti, biz de bir bakıma onu tekrar edelim: Dünya sanala aydınlanacak; bu yüzden sayın Oruçoğlu yeni tablolar diyelim... 25.12.2010 Mehmet Akkaya
Akın
Sevgili Muzo; Daha önce resimlerini kitap kapaklarından ve kataloklardan görebilmiştim. İlk defa orjinal haliyle görüyorum. Kataloklarda göründüğünden daha güzel. Aborjin çocuk resminizi çok beğendim. Çocuk her yerde çocuk ve her yerde güzel. Güzel resimlerde, nerede yapılırsa yapılsın insanda her zaman bıraktığı izlenim aynı oluyor. Daha çok resim dileğiyle... Akın
Sercan Güneş
Sayın Oruçoğlu; Çalışmalarınızı ziyaret ettik. Ancak sormak isterim ki bir çok tablonuzda hüzün ve mutsuzluk sinmiş, renkler tablonun arkasından ışık tutulunca mutluluk ve canlılık kazanacakmış gibi... Çok mu mutsuzluğa inanıyorsunuz? Umarım bir gün karşılıklı bu diyaloğu gerçekleştirebiliriz. Bende bunun umudunu beklerim sizden . Başarılarınızın devamıı dilerim. Sercan Güneş
Ali Ekber Sarı
Muzaffer Abi; Kült romanınız olan Tohum’u yıllar önce aldım. Yıllar sonra okudum. Romanınızı okumak için belli bir olgunluğa erişmek istedim. Ben Dersim Ovacık’yım. Düşüncelerinizi ve sizleri ezbere öğrenmek istemedim. Bu yüzden diyalektiği kavramaya çalışım. Türk ve Dünya edebiyatında klasikleri okuyabildiğim kadar okudum. Hayat da bir değişim bir diyalektik süreçtir, son zamanda kanaatim bu oldu. Sizden de öğrendiklerim oldu. Teşekkürler. Ali Ekber Sarı
Suna Uzuner
Muzaffer Bey; Serginizi hayranlıkla izledim ve çok beğendim. Ülkemiz dışında yaşamak zorunda olmanız bizi üzüyor. Sınırların olmadığı bir dünya özlemi içinde olan insanlar açısından, bu o kadar da önemli olmamalı. Ürettikleriniz , çok yönlü bir insan olmanız, sizi takdir etmemiz için yeterli. Sevgiler saygılar Suna Uzuner
Aysel Korkut
Yeniden Merhaba! Ketum, geveze; sır küpü, aydınlık; parça fakat bütün... Resimlerini özleyip geldik. Bin sevgi Muzo. 25.12.2010 Aysel Korkut
Ali Rıza Kars
Atların kardeşliği yeni biten romanım. Yas, hemde bir atile başbaşa ve ikizle; atların kardeşliğini çağrıştırdı bana. 25 Aralık 2010 Ali Rıza Kars Bir atın (Bıçkının) süt kardeşi
Pınar
Sevgili Oruçoğlu; Acıların ve anıların engin portrelerini ve içinde mutluluğun izlerini aradı gözlerimiz. Yoksa, onuda bize mi havale ettiniz! Pınar
Enver Oruçoğlu
Sevgili Kardeşim ; Mümkün olduğu kadar bez üzerine yağlıboya çalışmalarına devam et. Ben sana Almanya’dayken doğa resimlerin olsun diye diye bir türlü yaptıramadım. Açılacak olan sergilerine renk katar. Sevgi,sağlık ve mutluluklar dilerim. Enver Oruçoğlu
Onurcan Oruçoğlu
Sevgili Dayıcığım; Beyoğlundaki resim sergisini gezdik çok beğendim. Özellikle (Sıpa 2007) çalışmanız muhteşem. Kitaplarınızıda okuyorum ve sizinle gurur duyuyorum. Kendinize iyi bakın görüşmek dileğiyle... Sevgiler Onurcan Oruçoğlu
Zekeriya Oruçoğlu
Sevgili Dayıcığım; Beyoğlundaki resim sergisini gezdik ve resimler çok güzel. Sonraki sergide seninle resimler hakkında söyleyişte görüşüp sohbette bir kahve çmek üzere hoşçakal... Saygılar Zekeriya Oruçoğlu
Yeşim
Muzo Kitaplarını okuduğum zaman resim yapabileceğini düşünmemiştim.Resimlerini gördüyümde bunlar nasıl şeyler diye akıl yürütmeye çabaladım. Hem yazıp hem resimlemek,ışığı oradan oraya taşımak sanki hayata gülebilenler yapar gibime geliyor Yazarak,resimleyerek güzel kal Yeşim
,Haluk Tolga İlhan .
Muzaffer ağabey seninle gurur duyuyoruz. Bende Opera şarkcısıyım...
Mazlum. Lahey
Azeroglu son makaleni okudum.Yasar Kemalle ilgili.Yaho sen o kadar guzel kelimeleri nasil bir araya getiriyorson Hayran kaldim.slm.
Fatma Erez
Muzaffer ! Seninle resimlerde buluşmak çok güzel.Aynı heyacanı yaşadım.Bak işte ressam kardeşimide getirdim.Seninle onur duyuyoruz.Uzakta olsan,çokkk yakın duruyoruz. Sevgiler
Aysel Şener Erez.
Sevgili Sanatçı Kardeşim Sanatını halkı içine katarak anlattığın için çok duyarlı ve içten olmuş,Tekniğin ve renklerin bir bütün oluşturmuş.Halkı ve yaşamı anlatırken çağdaş dile ulaşmak istediğimiz güzel günlere taşımışsın. Kültür ve yaşam birikimini iyi akatarmışsın.Ellerine beynine duygularına sağlık Çok üreterek yaşayacağız. Aysel Şener Erez.
Filiz Kaya
Resimlerinizde yüzlerin içinde yüzler gizli tabi bundan bir sürü anlam çıkarmak mümkün ki biz bunu ziyadesiyle yaptık ama bu durum hakkında keşek seni de dinleye bilseydik. İyi ve güzel kal.
Selma...
Sevgili Muzaffer Oruçoğlu Ben resimlerinizde ki kadının çığlığına dair pek birşey göremedim.Bilemiyorum bu benim ne aradığıma da bağlı galiba.Neredeyse tüm resimlerinizde ya birilerinin ardında kalan ya da ardından gelen sözler aralarda kaynayıp giden bir çok hayalaetimsi surat ve özellikle ‘burunlar’ çok ilgi çekiciydi. Özellikle sola ait bir kişilik olduğunuz için insanları fazlaca da irdelemiş olabilirsiniz.Bu da bir tasvir tabi ki. Hayatı eleştirirken hep bir tarafından bu gizemci,metafizik noktalar varmıydı?Yoksa anlatımlarınızı artık tek bir yokuştan ayırıp dünyayı farklı noktalardan temel bir bütünlükle yaklaşmayı daha sonrası mı arzuladınız? Birgün sizi bir konu hakkında tartışrken de dinlemek istiyorum.Resimlerinizde var olan şeyin dilinize nasıl yansıdğını merak ediyorum. Selma...
Sibel ve Aykut
Sanatınızdan dolayı sizi tebrik etmek bana düşer mi?bilmem ama çok güzel çalışmalar. Uzaklarda olmanıza rağmen eserlerinizle aramızda sizi görmek gerçekten bizi mutlu etti. 19/12/2010 İstanbul
Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi
Halkın yüreğine inmek konusunda sanatın güçlü bir araç olduğunu düşünüyoruz.Hele ki bu sanat halkın kültürel mirasını,acısını,hüznünü,sevincini,aşkını ,umudunu anlatmayı becere bilmişse işte o zaman işin hakkınıda vermiştir.On yıllardır emeğinle,yazdıklarınla,çizdiklerinle ufkunun genişliğinden paylaştıklarınla ‘Yüz Çiçek Açsın Yüz fikir Akımı biri birleriyle yarışsın’ fikrini savunanlardan,öğretenlerden oldun.Aynı yolda olduğumuz,aynı ufka baktığımız için mutluyuz. YÇKM
A.Korkut
Sevgili Muzo Babam Gök delinmiş dikiş tutmuyor Resimlerin sensiz Gök belki ondan ağlıyor Geldik yoktu Ayhan Sebebi fırtınadan
Aysel Korkutun oğlu
İnanın doğayla bu denli içiçe yaşaman ve doğayı doğayla en doğal bir biçimde yaşatman ancak bu Kadar kndine özgü olabilir Yüreğinize ellerinize sağlık.Sizin değerinizi bilmeyen ‘bize’de yazık.Umutla kalın..10/28/2010
Reşo
Emeğinin ortaya koyduğu Tablolar çok anlamlı insanın içindeki gerçek şeyin bir yansıması ve özgürlük duygularının boya ve fırça darbeleriyle birleşmesi......Çok güzel 24/10/2010 Osman Bayazıt Çapa’dan Okmeydanı’nındaki sergiyide gezdim.Ellerine sağlık. 25/10/2010
Melike
Melike Bu da senin sanatının tersten yazılımı olsa gerek.Muzo,senin çömlekçi arkadaşının yine tersyüz edilmiş bir selamı.İçinde yaşattığın ülkenden Melike
Sidar Doğan
Sidar Doğan Ben sizi 2006 yılında Tohum ile tanıdım.Ve Ve sonra ise bu arkadaşlık Melike aracılığıyla devam etti.Katkılarınızdan dolayı teşşekürler.. 24/10/2010 İstanbul
Vahide Keskin
Merhaba diplerde,gizlenip oralardan birşeyler derleyerek gun ışığına koşan adam madenlere indin eline aldığın demir putreli ışık topu haline getirip 4 ciltlik Grizu"larla insanlığın körelmiş vicdanına doğru büyük yürüyüşler yaptın,durup,otourup araştırdım,Bu ülkede herşey çok var zulmleri artsın meğer hiç madeni konu alan derli toplu romanı yokmuş.Belki de bundandır bir kaç yıldır Zonguldak"lılar seni ne çok seviyorlar.Heykellerini,resimlerini siteden izledim.Grizu"ları okudum.Geri dönüp digerlerini de okuyacağıma emin olabilirsin.Bilmeni isterim.bir madenci kızıyım.Saçlarımdan tutarak gün ışığına çıkardın beni.Oysa romanla birilikte dehlizlerde kör nefesin ortasında yetim Yusuf"la birlikteydim.Birşeyi daha öğrendim.Bu ülkede senin gibilerine neden yer yok?sahi niye olsun ki.Gelebildiğinde hem de elini kolunu sallayarak Bartın"da öldürülmek istendiğin yerden elinde tutarak Kozluya getirmek isitiyorum seni.Belkide gelemeyeceksin.yazdıkların,çizdiklerinle gönderdiğin ışığın da yetiyor bize hep ışık içinde kal.
aysel tutak
Okuyor,susuyorum.Ne kadar dolu dolu bir hayat.Neleri sığdırmış bu uzun soluklu yürüşüne eline yüreyine sağlık emi
ÖZGÜR YILMAZ
TESADÜF ESERİ, BİR RESMİNİZİ GÖRÜP, ALTINDAKİ İMZADAN SİZE AİT OLDUĞUNU ÖĞRENDİM. İNTERNETTEN RESİMLERİNİZE BAKTIM, ÇOK AMA ÇOK BEĞENDİM. NE DENİR? BİLEMİYORUM AMA TÜM İÇTENLİĞİMLE; ELLERİNİZE SAĞLIK DİYORUM
Zeynel Esen
Merhaba Muzaffer Abi, Internet sayesinde uzaklar yakın oldu; kolaylıkla seni ve yeni eserlerini, hakkındaki haberleri ve okuyucu/izleyici yorumlarını takip edebiliyorum. İnan ki kitapların kadar etkileyici yorumlar yapıyorlar. Çok çok mutlu oldum. Yaratıcılığına, güzel kişiliğine ve seni anlayan memleketin her köşesindeki güzel insanlara da çok teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kal.
Dogan Hamsioglu
Insan ürettigi oranda insanlasir,özgürlesir,özgürlestirir.iyiki varsin.
Gorkem Gorkemli
Selamlar Muzaffer Orucoglu,eserlerin ile yazilarin ile bizi aydinlattigin icin sana cok tesekkur ediyorum.Umarim bir gun seni dinleme sansimiz olur.Ingiltere`den selamlar.
Mehdi Erenler
Yurdundan uzakta bırakılan büyük insan merhaba Tohum kitabını oklumuş çok etkilenmiştim.Eşim kitabı ağlayarak okudu. Şimdi yine eşimle birlikte sergini geziyoruz.Yüreğimiz buruk..Umarım bu ülke daha çok telef olmadan sizleride arasında görür
Aysel Muharrem Karakoç
Sevgili Muzo İzmir'de sergini gezdik.Bir ananın karnından çıkıp dünyanın karnında dolaşan bir sanatcıya da bu yakışırdı. Berlinde görüşmek umuduyla ışığın çok olsun
Asmin İdil
İç Anadolu'nun soğuğundan,egenin sıcaklığına larışan bir nefesim. Bu nefes tuttu kendini 'Mavi Kadında'rüzgar oldu. Ben bir dokunuşunda fırça darbelerinin kulağım,gözüm,ruhum olduğunu gördüm. Kendimi ve çelişkilerimi gördüğüm serginizde yaşama ve kelimelerinize olan merakım daha bir arttı.
Yücel Uğur
İzmir'e hoşgeldin Azeroğlu Soğuk bir İzmir akşamında duydum geldiğini.Soğuktan donarakta olsa,beni çeken yanınla geldim seni görmeye... Kitaplardan sonra resimler de bir başka atmofsere aldı götürüdü hepimizi.
Songül Güler
sanat elçimiz Muzo Öncelikle edebiyat dünyasına kazandırdığınız eserleri beğenerek okuyorum.Resimlerinizde sanki kitaplarınızdaki tad ve renklerden beslenmiş iyi ki varsın..
Feyzi,Pakize Yılmaz
Güzel bir sergi.Göz kamaştırdı.Eline yüreğine sağlık.
Özlem Kalmaz
sayın Oruçoğlu Çalışmalarınızı İzmir'de görmekten büyük mutluluk duyuyorum.
Güler Doğan
Merhaba Kitaplarınızın çoğunu okumuş birisi olarak size yüreğinizin güzelliği için teşekkür ediyorum.
Turan Talay
Selam değerli insan. Bilmem tanıdın mı?Siz Antep'teyken bende Kırşehir E Tipi hapishanesindeydim.. Resimlerinle birlikte geçmişe doğru uzun bir yolculuk yaptık.Eline yüreğine sağlık...
Nurşen Çil
Bilge İnsan Düşünüyorumki;hiçbir cümle anlatmayacak resimlerindeki yaratıcılığı,derinliği...Yüreğimin ışığıyla selamlıyorum..
Nakış Tezcan
İzmir'den selam Nasıl bir duyarlılık Son Mohikan!!!! Aradığım ışığı resimlerinizde buldum.Çok yaşayın...
Şerife Çakır
Ne demek lazım bilemiyorum. Yüreğinize,elinize sağlık hem kitaplar hem resimler için.Kazmanızı alıp Anadolu topraklarından dünyada geziniyorsunuz.Yeni kazılarınızı bekliyoruz... Fırçanız ve ışığınız her daim bol olsun. Şerife Çakır Arkelog Ha bu arada sizi bize ulaştıran Ayhan Oruçoğlu'na da teşekkürler
Cihan şahin
Uzaktaki Ustaya En sevdiğim sanat dalı edebiyat olduğu için kitaplarınızı ilgiyle okudum.Tohum,Dersim,Kangurular vs.Resimlerinizi ilgiyle izlerken karşıdaki bir tablo şaşırttı beni.'Son Mohikan' Kitaplarınızda ve resimlerinizde kendine özgü üslubunuzla gerçekten ama Son Mohikan'sınız.Başakca birisi yok acı ama gerçek.Başarınızın sınırı yok.Sahi hiç mi uyumuyorsunuz..Saygılar.
Ömur Gülbudak
Selam Üreterek yaratan adama Hem psiko-dinamik,hem gerçekçi,hemde kaba biçimciliğe güçlü bir direnç niteliğindeki sergini gezmek bu günlerde başıma gelen en güzel şeylerden oldu.Bunun üstüne senin geleneğimizin sembol isimlerimden olman,nedense-beni mahzur gör lütfen-bugün içim biraz daha yandı sanki.. Uygarlğa attığın bu fırça darbeleri bir yana,geleneğimizin sana daha çok ihtiyacı var...teşekkürler....
Meryem Güülüdak
Sevgili Muzaffer Şair ve yazarlığınızın yanı sıra resim yaptığınızı da duymuştum.Bir gazte ilanında serginizin İzmir'e geldiğini görünce merakla sergiye geldim. Gördüklerim beniçok şaşırttı.Resimlerinizden etkilendim.....Çocuk,kadın,hayvan ki emektar eşşek,madenciler,aborjinlar.....Konulu resimlerinizin zenginliği,derinliği olağanüstü.Her köşe de sanki bir başka fırça darbesi bir başka figür,başka özgür bir duygu,naşkaca bir düşünce... Ezilen insanları,yüzleri,elleri paramğarça insanları resime taşımanız çok büyüleyici. Yaklaşık on yıldır amatör resim yapıyorum.Sizin resimlerinizi görünce artık resim yapamayacağımı düşündüm. Yüreğinize,ışığınıza,fırçanıza,elinize sağlık..
Serap Baykal
Sevgili Muzaffer Pek çok genç gibi seninle tanışmam 'TOHUM' ile oldu.Bu tanışamının hemen ardından resimlerinle de buluştum ki kitap kapağındaki çizimin sana ait olduğunu duyduktan hemen sonra internette küçük bir tatbikat ile gerçekleşti bu tanışma.Ve şimdi bu soğuk kış günü İzmir'desin. Senin fırçandan çıkan içindeki ışığın gözlerine ve tuaele yansımasına bu kadar yakın olmak çok duygulandırıyor beni.Sürrealizm denizinde yüzerken toplumsal gerçekçiliğin dalgalarıyla buluşmak,postmodernist kıyılara vurmadan bu enginliğin zevkine varmak.....Tüm bu keyif için çok teşekkürler... Serap Baykal Sanat Tarihcisi
Koral İlhan
selamlar İşlerinizdeki grafik lezzetler ve deneysel yaklaşımlarınız gerçekten çok hoş.İçerik anlamda sanatçının özgür bırakılması kamattinde bir kişi olarak biçimsel anlatmada çok başarılı bir yolda gittiğinizi belirtmek isterim. Ayrıca kendi disiplinim olan grafik tasarım bakış açısıyla işlerinize göz gezdirdiğim zaman,güzel deneysel çizgi roman örneklerinin çıkacağı kanısındayım.Görsel bir disiplin olarak hakir görülse de çizgi romanlar yazı ve resimlerin buluştuğu önemli bir alandır. bunun yanında Sandman isimli çizgi roman serisine bir göz gezdirmelisiniz.Kapak tasarımcısı Dava Mckean'ın da işlerine bakmanız iyi olur.İş ve tasarımlşarınıza yardımcı olacağı inancıyla İzmir'den saygılar...
Emine Yıldırım
Newroz romanınızı okumuştum,birdeİzmir'de resimlerinizi gördüm.Fazla söze hiç gerek yok,bilgi ve hayal dünyanızı en olağanüstü şekilde yansıtmışsınız. Birtek merakım ve içinden bir türlü çıkamadığım insan yüzleriyle değişik figürleriniz,tasarım ve kolajlarınız bir başka yerlere hiç anlamadan bilmeden geziye götürüyor gibi. İnsan binbir suratlı mı? Devam,devam....
Gülseren Karakaya
Sevgili Muzo İzmir sergini gezdim.Çok beğendim.Lise yıllarımdan bu yana ara ara olsada romanlarını ve şiirlerini okuyordum.Sergi ilk oldu ve güzel oldu.Seni sen yapan herşey adına selamlıyorum...
Cem Coşkun
Selam Büyük İnsan Devrim kağıttan bir gemi gibidir. Ne Yunuslar Görmüş Ne Deniz'ler Gezmiştir. Devrim Mahşeri gibi bir sergi..devamında mı illaki sende gel....
Sinan Bakan
Muzaffer Ağabey Resim serginiz aracılığıyla sizi ayrıntılı olarak tanıma fırsatım oldu.Sizin mücadele yıllarınızda biz çocuktuk.O yıllar bizim,sizin yaptıklarınıza,mücadelenize,topluma yön verme girişimlerinize çocuk gözüyle baktığımız,özendiğimiz yıllardı. Ben okuma yazmayı duvar yazılarından öğrendim diye söylerim. O yıllarda ki devrimci mücadeleniz bize o ruhu aşıladı.Hep bizim liderimiz oldunuz.Ben birazda o yıllara biraz duygusal bakarım.O acıları hep içimde yaşadım. Kendimi hep Deniz'lerin,Sinan'ların,Mahir'lerin yanında yaşamış gezmiş gibi his ederim. Keşke kitapalrınızı imzalama fırsatınız da olsaydı.Sanıyorum,umuyorum İzmir Kordonda birgün seninde sesini soluğunu soluyarak seni dinleyeceğiz.Saygılar...
Hatice Türk
Sayın Oruçoğlu Sizi tanımıyordum,arkadaşım sizden ve serginizden söz etti,soyut resimlerden sıkılıyordum.İlk defa ilgimi çekti,madenci kızıyım onlarla ilgili çalışmalarınız dikkatimi çekti.Çok beğendim.Resimleriniz bana daha çok seramik sanatını çağrıştırdı.Uzaklarda yaşak zorunda bırakılmanıza çok üzüldüm.Kitapları da okuyacağım.Grizu'larla bende madene inmiş olacağım.İyi ki varsınız....
Başak Sakızlıoğlu
sayın Oruçoğlu Eserlerinizi arkadaşlarımla hayranlıkla izledik.Çok etkileyici ve farklı bir tarzınız var;Özellikle renk kullanışınız afallatıcı.Bende bir metin yazarı ve tiyatro eleştirmeniyim.Sizinle bağlantı da kurmak isterim. İzmir'den deniz coşkusu yaratıcılıklar...
Tülin Pekel
Sayın Oruçoğlu Resimlerinizi çok başarılı buldum.Hayranlıkla 3 defa serginizi gezdim.İzmir'e elini kolunu sallayarak gelsene...
Özkan Batık
Sayın Oruçoğlu Bugüne kadar kitaplarınızı ve çeşitli dergilerdeki yazılarınızı büyük keyifle okuma güzelliğine kavuştum. Sizinle ilgili tüm haberler inanın benim için çok kıymetli.Belkide Dersim'i bu kadar iyi tanıdığınız için 'O' memleketimi bu kadar iyi tahlil ettiğiniz içindir.Birde bunun için teşekkürler. İzmir'deki sergi ile ilgili izlenimim ise yurtdışında açtıklarınızı duymuştum.Şimdi böyle yakından hatta dokunarak bu resimlere bakmak çok hoş.Hele hele kolajlarınız daha bir hoş olmuş. Uzaklarda yanlız değilsin....
Kamile Kurt
Sayın Oruçoğlu Son zamanlarda gezdiğim en güzel sergilerden birisi bu.İnsanı bu kadar etkileyen,düşündüren resimleriniz için sizi tebrik ediyor,başarılarınızın devamını diliyorum.bende amatör bir ressam olarak sizlerden aldığım ilhamla yola devam edeceğim.Ne diyeyim bu soğuk İzmir akşamında ışıgın bol olsun Dr Kamile Kurt
Deniz Zeren
Saygıdeğer Ağabey'e Bu benim hayatım boyunca gezdiğim ilk resim sergisi gerçekten de öğle.Siverek'te hiç resim sergisi açılmadı ki.daha sonra da gittiğim hiç bir şehir de de resim sergisiğ görmedim. Bu sergide İzmir de tek kelimeyle hüzünlendim.Neden bilmem ama hüzünlendim.Bunu da anlatamıyorum.Anlatmakta çok zor.Bu hayatta bize böyle temiz bir hüzünler yaşatabilen ne kadar az şey var!Ellerinize,yüreğinize,beyninize,ışığınıza sağlık. Bu kış günü İzmir'den saygılar....
Selma Kılıç
Saygıdeğer Meslektaşım Resimlerinizi büyük bir coşku ile izledim.Herbiri biribirinden değerli. İç dünyanızdaki iniş ve çıkışlarınızı,duygularınızı çok güzel ifade etmişsiziniz.Tekniğinize hayran kaldım keza renklerde çok hoş size sanat hayatınızda başarılşarın devamını dilerim. Bende çalışmalarımda kadın ve sorunlarını fantastik bir tarzda ele aldım.Bu bana da büyük keyif veriyor. Tekrar elinize,ruhunuza sağlık. Selma Kılıç Köprü G.S.M Resim Öğretmeni
Münire Kapağan
Çok Değerli sanatkar Arkadaşım Değerli eserlerinizi büyük bir hayranlıkla gezdim, gördüm.Çok büyülendim.Bende amatörce resim yapıyorum. Çok yönlü sanat hayatınızda başarılar diliyorum,ellerinize sağlık.
Ergin Akcan
Sayın Oruçoğlu kangurular'la başlayan okuma serüvenim,yeni çıkan kitapların ve gaztedeki makalelerinle devam etmektedir.Gerek kitapların gerek makalelerin devrimci sanatta ödünsüzdür.Herkesin küçük gördüğü Devrimci bir gaztenin bir köşesine yerleşip buralardaki kalem darbelerin burnu büyüklere çok mu çok örnektir.Senin büyüklüğünde zaten buralardan anlaşılıyor.Mallar,mülkler,şaşalar ve kendini yitirmeler dünyasından çok mu çok uzaksın.Hep böyle hep iyi kal. Siverek'li Kahveci Zilfükar'ın oğlu.
M.Ali Zeren
Sevgili Muzaffer Ağabey Serginizi İzmir'de görmek size ait ürünleri yakınen izlemek,his etmek çok mutluluk verici. Siverek'li bir ailenin çocuğuyum.Çocukluğumuzdan bu yana,babamın sizi anlatmasıyla tanıdım.Şuan Ege Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Tasarımı son sınıf öğrencisiyim. Sanatın bizim için ne kadar önemli olduğu bilinciyle kalemime,fırçama sarılıyorum.Sizden öğreneceğim çok şey var. Gerek Nazım gibi gerek Yılmaz Güney gibi sanatın o inanılmaz gücüyle yol devam ediyorum.Kalemim ve fırçam kadar yazım iği değildir.Belkide hislerimi tam olarak veremiyorum.Kalbimiz sizinle sevgiler saygılar..
Halil Köse
Sevgili Oruçoğlu Kocaman binaların,gürültülü,uğultulu dev makinaların seslerini fırça darbelerizin muhteşemliği ile bizlere anlattığın için teşekkürler.
Cengiz Koyuncu
Sevgili Oruçoğlu Buralardan hiç gitmemiş gibisin.Resimlerinizdeki figürler günümüz Türkiye'sinden. Yüreğinde Anadolu'yu taşıdığın çok net hisediliyor. Buralar mı? Her şey bildiğin ve bıraktığın gibi. Oralarda kendine iyi bak iyi kal.
İdris Aydoğdu
Sayın Oruçoğlu Öğretmen kökenli olmanla gururlandım.Bende anılan tarihlerde İzmir Yüksek Öğretmen Okulundaydım. Muhtamelemen İzmir'e geldiğinde birebir tanışmamış olsakta aynı mücadelenin içinde bulunduk. Yaşamını ütettiklerinle anlamlı kılmışsın.Seni kutluyor ve ürettiklerinin devamını diliyorum. Emekli öğretmen İdris Aydoğdu
Muhip
Sevgili Oruçoğlu Mücadeleci ruhunuzla harmanlanmış eserlerinizde kültürel bir yolculuğun yanı sıra güncelliğiyle ön plana çıkan eserleriniz büyük bir keyif vermektedir...Teşekkürler
Turgut Aktaş
Sayın Oruçoğlu Resimlerinizde ne demek istediğinizi anlayamadım.Nedeni resim bilgimin çok az olması herhalde.Aborjin resmindeki içe çökük gözler beni etkiledi.Neden?dedim ama cevabını bulamadım.Türkiyeli bir ressamın Aborjin resmi neden yapar sorusunun cevabını hayat hikayenizi okuduğumda anladım.Değişen dünya sizi değiştirdi mi?yoksa Pasifik mi değiştirdi? bununda cevabını bilemiyorum. Anlatım tarzınızı çok etkileyici buldum fakat şimdiye kadar hiç bir kitabımızı okumadım.Elbette okuyacağım.
Ege 78'liler Derneği
Sevgili Oruçoğlu Devrime,kardeşliğe,sosyalizme olan bağlılığın bizlere örnek oldu,olmaya da devam ediyorsun. Selam ve sevgilerrimizle...
Ali Uyanık
Her nerede olursan olasın eserlerinizi coşku ve heyacanla yeniden hissederek ve görmemiz gurur verici daima yüreğiniz de kardeşlik,barış ve adelet duygusunun bu derece asil olması dileğiyle..
Ertuğrul Kip
Sevgili Oruçoğlu 12 eylül öncesi verdiğin mücadeleyi halen deverimci bir sanatçı olarak yurtdışında da sürdürmenden dolayı bizleri onurlandırdın Bu örnek duruşundan dolayı sizi saygıyla selamlıyorum... Ertuğrul Kip Ege 78'liler Derneği
Selim Karyelioğlu
Picaso'yu anımsatan üslubunuz bize yaşamın çok boyutlulğunu,karmaşasını ve eleştirisini ince bir anlatımla sunduğu gibi,toplumsalın dışında bireysel alana ait çeşitiliğini de işleyen ve bunu yaparken sıradışı bir biçimde ortaya koyan bir bütünlük arz ediyor. Çalışmalarınızın sürekliliği tek dileğimiz.....
mehmet korkmaz
merhaba hocam işlerinde başarılarının devamı dileklerimle, kolay gelsin.
Ufuk Diri
Merhaba Muzaffer Oruöoğlu. Dersim Ovacık'tan selamlar. Yürek güzelliğinin sonsuz olması,başka beyinlerde yaşaman ve yaşatılman dileğiyle. siten çok güzel tasarlanmış.
Mehmet Ali Yazıcı
Siteniz çok güzel olmuş, elinize, emeğinize sağlık. Oruçoğlu'yu romanlarından tanıyorum. Severek okuduğum bir yazardır. Ve Aborjinleri onun sayesinde tanıdım. Sevgilerimi sunuyorum.
Ana Sayfa Biyografi Eserler Basından Pano İletişim