Tr | Eng |
  • İş
  • Nazım Hikmet Ve Yapıcılar
  • Maden Ve Doğa
  • Kaçamak
  • Gılgamış
  • Tilki
  • Adiloş Bebe
  • Dersim'li
  • Ekim Devriminin yüzüncü yıl serisi Stalin
  • Nazım
 
Resimler Tümü
 
 
Makaleler > Yazarlar Dizisi 2: Henry Savery  

Henry Savery, Avustralya’nın ilk romancısıdır.  Ona, “Avustralya edebiyatının Kaptan Cook’u” da diyebiliriz. 4 Ağustos 1791’de İngiltere’de bir bankacı ailenin çocuğu olarak doğdu. Ve gözlerini açıp baktığında, dünyayı, banknotların ve sahtekârların kaynadığı bir yer olarak gördü.

Has sahtekârların yatağı Bristol’da, şeker rafinerisi ve komisyonculuğu yaptı. Ruhunu, yaptığı işin rafinerisinden geçirdi, sahte kredi bonoları düzenledi. Aranmaya başlayınca, gemiyle Amerika’ya kaçmaya yeltendi. Sıkıştı. Onurluydu. Ele geçmemek için, büyük insanlara özgü bir iş yaptı, kendini denize attı. Deniz, derinliğe âşık, engin nesneleri sever. Çıkarıldığında, çatlaklarına tutunmuş ince cam ışıltıları gibi bakınıyordu.

Onu çıkaran devlet, kafadan hafif piyade birisiyle yüz yüze olduğunu anladı. Tantanalı bir yargılamanın ardından hâkim, İngiltere’nin selameti için ölüm cezası verdi. Sonra bu ceza, Henry’nin zavallı ve zararsız görünüşüne binaen müebbet hapse çevrildi. 171 mahkûmla birlikte zincirlenip, geminin dehlizine kapatıldı. Aylarca süren çileli bir yolculuktan sonra, 1825’te Tasmanya’ya, Hobart’a vardı.

Hobart, dünyanın en güzel kızlarından biridir. Çok öptüm ben bu kızı. Destursuz.

Hobart’ta, memurlar azdı. Devlet, sahtekârlığın yetkinleştirdiği bu yetenekli mahkûmu, muhasebe işinde çalıştırdı. Ezici çoğunluğu göçmen ve mahkûm olan kasaba, bir mahkûmun, konumunun böyle olmaması gerektiğini tartıştı günlerce. Haber İngiltere’ye gitti. İngiltere, valiyi haşladı. Vali, jurnalci memurları haşladı, işine son vermek zorunda kaldı Henry’nin. 

Üç yıl sonra karısı ve küçük oğlu geldiğinde parasız ve buhranlıydı. Evlilik de zaten ona göre değildi. Hani Baudelaire der ya, “Sevgili bir şişe şaraba benzer, eş ise bir şarap şişesine”. Bu, Henry’nin dünyasına oldukça uygun bir sözdü. Aborjin kadınlara, fahişelere, şaraba ve fuzuli arkadaşlarına harcamıştı aldığı borçları. Ailesine bakamadı. Boğazını keserek kendini öldürmek istedi. Bıçak görevini layıkıyla yapmadığı için ölmedi. Borçlarını ödeyemediği için de cezaevine kapatıldı. 

Karısı, “dumansız baca, kahırsız koca olmaz” atasözüne itibar eden biri değildi. Göğün sınırsız mavisini, entarisi sanıyordu. Çocuğuyla İngiltere’ye döndü. Henry’ye, boynundaki yarası ile yalvarması kaldı sadece.

Hobart’ta çıkan Colonial Times’a yazı yazacak adam olmadığı için Savery, kaldığı süre boyunca, ‘Van Diemen’in Ülkesindeki Münzevi’ başlığı altında hicivsel yazılar gönderdi hapishaneden. Pırlanta gibi gülümsüyordu Henry’nin ruhu, yazılarda. Ne var ki, yazı yazmak ve yayınlamak, mahkûmlara yasaktı. Takma adla, 1829’da basıldı. Bu, Avustralya’da yayınlanan ilk makale kitabıydı.

 Bunu, Quintus Servinton adlı otobiyografik romanı izledi. Yazarın adı konmadan basılan bu romanı, Avustralya’nın ilk romanıydı. Kapağında, yazarın yaşamını özetleyen, Shakespeare’den bir söz yer alıyordu:

“Hayatımızın ağı, birbirine karışmış iyi ve kötü ipliklerden oluşuyor.”

Romanda anlatılan, daha doğmadan önce bir falcı tarafından tanınan Quintus Servinton adlı bir mahkûmun okul ve iş yaşamı, sahtekârlığı ve mahkûmluğuydu. Okuru düşündüren, dürten gotik bir tarza sahipti roman. Anlatımı lirik, ama estetik dokusu zayıftı. Ne var ki, anlattıkları çıplak hakikatlerle donatıyordu vicdanları, güç veriyordu romana.

Bu roman, yazara, onu doyuracak bir gelir getirmedi. Akıl almaz bir açlık ve zenginleşme hırsı sarmıştı insanlığı. Sahtekârlık, derlenip toparlandı, aradı ve yeniden buldu Henry’yi. 1840’ta, düzenbazlığın dönen çarkına kapılınca, koloni yargısının huzurunda buldu kendisini. İnkâra ve tevile sapmadı. İkinci müebbet cezasını aldı ve ikinci kez suç işleyenlerin konulduğu Port Arthur cezaevine atıldı. Yalnız, aç ve karanlıktı. Çocuğunun hayalinden başka hiçbir şeyi göremiyor, hissedemiyordu. 8 Şubat 1842’de, kendisine sadık bir bıçakla ikinci kez boğazını keserek öldü. Kimsesiz ve kefensizdi. Hapishaneye yakın bir yere, Ölüler Adası’na gömüldü. 

Tasmanyalı yazarlar, Henry Savery Ulusal Kısa Öykü Ödülü ile her yıl anıyorlar onu. Her yıl, şiir ve roman terennümüyle boynu kanıyor, şah damarı gibi atıyor duyguları, şairlerin duygularında.

Bazı Avustralyalı yazarlar, ilk Avustralya romanını, Mary Leman Grimston’nun yazdığını söylüyorlar. Mary’yi severim, Leman takısından dolayı. Robert Owen’in ütopik sosyalizmine ilgi duyan, onun pratiğine etkin olarak katılan bir kadın olmasından dolayı da severim. Gelgelelim ki Mary, kız kardeşi ve kayın biraderiyle, 1825’de İngiltere’den Tasmanya’ya gelip, dört yıl turist gibi yaşadıktan sonra İngiltere’ye dönmüş bir kadındır. Avustralya’yı tanımadığı gibi Avustralyan da değil, İngiliz yazardır. 

7 Ocak 2021 

Gazete Öneri