Tr | Eng |
  • Agnozi
  • Eros Nancy
  • İnsan Manzaraları
  • Geyik
  • Bekleyiş
  • Maden Çıkışı
  • Ana
  • Devlet
  • Nazım Hikmet
  • Ballad
 
Resimler Tümü
 
 
Makaleler > DİLİME MAL OLDU (Öykü)  

Gitti. Yazık oldu. Lal oldum, çıtım çıkmadı. Yürürken seviyordum onu izlemeyi. Meram sahibi, güleç göğüsleri vardı, beni bana doğru ırgalıyordu… O gittikten sonra adım sorumsuza çıktı. Doğrudur. Sorumsuzum.
27. August 2019

Kendimi bazen yarım, bazen de çeyrek hissediyorum. Ben buyum herhalde diyorum kendi kendime. Sevince farklıyım. Sevince tamamlanmış hissine kapılıyorum. Beni bıçaklamasının nedeni, kadını, önce vazgeçemeyeceği şeylerinden vazgeçirerek kendime bağlamam, sonra da aldatmamdır. Bu kesin. Onun yerinde olsam, ben de bıçaklardım. Anam da zaten babamı bıçaklamıştı.

Gitti. Yazık oldu. Lal oldum, çıtım çıkmadı. Yürürken seviyordum onu izlemeyi. Meram sahibi, güleç göğüsleri vardı, beni bana doğru ırgalıyordu. Çok az kadında bulunan, kemaline ermiş, biçimli kalçalarınaydı en çok meftunluğum; yeter ki yürüsün, yürüdü mü zemine gülümsüyor, zamanı arkalıyordu. Görmüş geçirmiş biriydi. Kökü, ana tarafından,  Hampartzum Limonciyan’a dayanıyordu. Beytiaraban parçasını dinliyordu sık sık.

O gittikten sonra adım sorumsuza çıktı. Doğrudur. Sorumsuzum. Kendime, özellikle zayıf ve güçlü yanlarıma da haksızlık etmek istemiyorum. Her şeyden önce, erkeklik ateşime değer biçen, onu mazlum ve mağdur etmeyen bir adamım. Alçak yanlarıma rağmen, makul bir adam olduğumu söylemeliyim. Sohbete, zekamı egemen kılmasam, seciyemi dayatmasam zıt seslere, hoş olacak. Ama elimde değil. Gözüm yemiyor. Ömrüm, hayal gücüme sınır çizmek ve çizdiğim sınırları çiğnemekle geçti.

Ne yaptım, kötü olan neydi, tam anlamış değilim hala. Kötülük ettim. Bu kesin.  Ama onun da bana ziyanı olduğu kesin. Duygu babında telefatım var. Her şeyden önce, sadakatini vicdanıma bela etti, ilgi duyduğum hiçbir kadınla sıcak ilişki kuramadım. Nasıl oldu bilmiyorum, sonunda gittim, dünyayı yırtmış bir kadınla, Yırtık Yeterle bir gece kaldım. Kalmaz olaydım. Ama ertesi sabah da gelip söyledim. Ne vardı bunda? Birisinin bunu anlaması ve ona anlatması gerekiyordu. Bir anlamı vardı bunun. Tahlile ihtiyacı vardı. Kadın, anlama yeteneğine hiçbir zaman fırsat vermedi, verseydi bıçaklanmazdım zaten. Babam da bıçaklanmazdı.

Şuna eminim ki, biz seven bir aileyiz. Bizde sevmek, zararsız, muhterem bir iştir. Babamdan yadigardır bize, sevmek. Babam, saf, güzel ve keriz bir insandı; zengin ve doyumsuz olduğu için yaşadığı dünyadan dilini ve doyumunu yeterince alamamıştı. Doyum denen şeyin, kendisi zaten doyumsuzdur. Ben babamın yolunu izlememiş, mülküne de konmamış bir adamım. Sade ve mülksüz yaşadığım için, yaşadığım dünyadan doyumumu almışım. Bu benim yakıcı gerçeğimdir. Üzerimdeki her elbiseyi lime lime dökülünceye kadar giyerim. Pantolonlarımın fermuarları, nedendir bilmem hep  bozulur, düğmeli olanlar da dayanamaz, dökülür. Naçizane durumum budur. Normal bir insanda bulunması mümkün olmayan büyük ve oldukça hazin bir erlik aletim var. Sohbetlere konu oluyor, ağızlarda çiğnenip duruyor haliyle. Özelime daha fazla girmek istemiyorum. Künyemi yitirdiğimden bu yana, sevgiye inanıyor ama aşka o kadar inanmıyorum, inanmam durumunda, gönül doyumuna kavuşamayacağımdan korkuyorum. Bu korku benim hakkımdır. Ama şimdi sanırım hepsi tarih oldu. Kadın sırra kadem basıp gitti. Bıçağını kalçama saplayıp giden birinin arkasından konuşmak da doğru değil. Zaten ilk geldiği günden itibaren gitmişti; eve, kendi ruh tedirginliğini hakim kılmış, kedi, kendi huzurunu düşünmüş, bu tedirginlikten payını almamak için evi terketmişti. Boyutluydu. Nakışlıydı halı gibi. Mazbut bir kadındı. Çok bilgili olduğu için krizi derindi. Kedinin gidişine üzülmemişti. İnsanların, hayvanlarla kurdukları dostluk ilişkilerinin, özgürlüğe yol açmadığını,  aksine, hayvan köleliğini daha da yaygınlaştırdığını söylüyordu. Arada bir öksürüyor, insan soyunun şeceresine kusuyordu, kan kusar gibi.

Yardım edemedim, ona yanarım. Son günleri fenaydı. Var oluş duygusu lime limeydi. Kalitesini boşluk olarak hissediyor, başında unuttuğu şapka gibi arıyordu kendini. Ayrıntılardaki zenginliğe eskisi gibi değer biçmiyordu. Yitirmişti yaşam sevincini. Evrenin, parçalanış ve boşluk vaaz ettiğini, kendi büyülü bilinmezliğine yakışır bir anlam sunmadığını söylüyordu. İkimize de yazık oldu. Evli de olsam, bekar bir insandım, hakketmiyordum bunları. İhtiyaçlar, arzular, tutkular, doğal içgüdüler dünyasından elimi eteğimi çekme kararı aldığım bir anda gitseydi daha iyi olurdu. Bu kadar koymazdı bana. Giderken durdu, gözlerimin kanlanıp, yamulmuş beneklerine baktı:

“Kalbime hep makatımın deliğinden baktın, bakış açım karardı, bakış açımı kurtarmak için gidiyorum,” dedi, hazin bir sesle.

Hassas yerimde konaklayan bir kadındı. Keşke demeseydi. Dilime mal oldu.