Tr | Eng |
  • Uzay
  • Madenciler
  • Masalcı
  • Zavot
  • Maden
  • NEWROZ
  • Yayla Danası
  • Uykusuzluk
  • Ceylan
  • Kızlar
 
Resimler Tümü
 
 
Makaleler > POSTACI (Öykü)  

Erkek, zamandır, uymayınca kusuyor seni. Köpeğinin kafasını sıvazlamayan, onu evinde unutan bir erkekle bir ömür kalamazdım zaten. Alçaklık bir meslektir, bir şey yapamazsın.
31. Juli 2019

Hayat işte ne yapacaksın. Kendisinden nefret eden bir adam. Kırk yıl beraber yaşadığı hayat arkadaşına, benim gibi az bulunur, leziz bir kadına yaptı bunu. Tekme tokat dövül, sokakta bul kendini. Vay vay vay, vay ki halime. Ama elleme, iyi oldu. Sokağa atılınca, kendime daha çok yaklaştım. Seyip seyip gezinip duran, kokuşmuş, cılk, cana yakın kadınlardan bir çevre edindim hiç değilse. Onlar bile anında anladılar benim cevherimi, vicdanı bakir ve mülayim bir kadın olduğumu.

Bir şey diyemiyorum. Erkek, zamandır, uymayınca kusuyor seni. Köpeğinin kafasını sıvazlamayan, onu evinde unutan bir erkekle bir ömür kalamazdım zaten. Alçaklık bir meslektir, bir şey yapamazsın. Bana, benim karanlık yerimde durarak baktı hep. Bakınca da kendisini gördü. Bir erkek, kendisini evin çatısı, karısını da o çatının çinko oluğu yerine kor mu hiç. Bu nasıl bir seciyedir. İnsan durup, şöyle bir geçmişine bakar. Kırk yıl yaşamışsın bu kadınla. Bu kadın kırk yıl, ev ev mektup dağıtmış, mektupların kavuşma hasretiyle aşmış güçlükleri, eve rızk getirmiş. Yol yaşlılığına uğramış sonra, altmışına dayamış merdivenini. Sen kimsin? Bir kendine bak önce. Posta kutularını mektuplarla ışıklandıran zavallı bir kadını niye vır vıra, yoka sayıyor, küçümsüyorsun. Ben yokum da sen mi varsın. Geç şöyle aynanın karşısına, cesametine bak. 98 kilosun. Her tarafın torbalanmış. Benim o güzel emeğimi ne hale getirmiş senin o zırbozan gövden.

 “Dağıttığın mektupların içini merak ettiğin kadar beni merak etmedin.” Lafa bak.

Nerden öğrenmişse, memlekette bir erkeğin günde ortalama 2800, bir kadının da  6 bin kelime sarfettiğini söylüyor. Peki benim günde 15 bin kelime sarfettiğimi nerden çıkarıyorsun? Saydın mı? Yok. Sen kaç kelime sarf ediyorsun bir günde? İki yüz. Nerden biliyorsun, saydın mı? Yok. İnsan, evin önündeki o ulu çınardan ders alır biraz. Bir asırdır, gövdesine yuvalanan, gece gündüz şakıyan o fukara kuşları dinliyor o çınar; kol kanat geriyor, sıcaklığını veriyor.

 “Kalbim iyilik yumağıydı, kıymetini bilmedin.” Vay vay vay….. Senin iyiliğin, ceketinin yün astarıdır, seni ısıtır ancak. Kalbin de iyilik yumağı değil, sınır yumağıydı, durmadan sınır çiziyordu bana.

Babasının oğlu işte ne diyeceksin. Allah belasını versin öyle babanın. Madenin mecalsiz, zayıf katırlarını aldı, besledi, kana cana kavuşturdu, sanki hiç ordan almamış gibi madene sattı yeniden. Bunun bana yaptığını, babası da anasına yaptı. Ben babamın kızıyım. Rahmetli, 30 yıl nefes tüketti madende. Yedi kat yeraltının neresinde bir sessizlik varsa, ona oyun kuruyordu. Kazazadelerle uğraştı hep. Nerde bir göçük olmuşsa oraya koştu. Göçük altından çıkardı onları. Göçük altından çıkardığı yaralı katırlara da ağladı. Benim Allah belamı versin, ben insan değilim. Duygularımı, masum isteklerimi erteledim hep. Kalbimin sıçrama taşını çaldırdım. Saplanıp kaldım olduğum yerde.

Rahmetli anam, benim bu durumumu görseydi ne derdi. Teselli ederdi. Ne güzel kadındın sen anam, güzel anam. İki gözden zelil olan rahmetli bacımı, “gönül gözün güçlüyse, iki gözden yoksun olman o kadar önemli değil, kızım,” diye teselli etmişti hep.