Tr | Eng |
  • Badanacı
  • GRİZU 1 Siyah Işıltı
  • Testiler
  • Kriz
  • Ninova
  • İnce Memed
  • Çömlekçi Kadın
  • Gelin
  • Avşar
  • Boğa
 
Resimler Tümü
 
 
Makaleler > KIRTIPİL ALİ  

Güçlükleri, çaresizlikleriyle yenen bir kadındı. Dikti. Söylenenin aksine, oynak değildi. İçinde zonklayan ateşin gücüne, özgürlüğüne değer biçtiği için oynak sanıyorlardı. Bel, kalça, bacak zerafetine sahipti. Halden anlar, oynak, ela gözleri vardı. Okuyordu. Tarihe merak sarmıştı. Cesurdu. Söylentileri, eleştirileri, ayıplamaları, kınamaları takmıyordu; çalkalandırıp duruyordu mahalleyi; “sırtıma sapladığınız kargılar, deniz kirpisi gibi gösterse de beni, özüm değişmez, ben bir balinayım,” diyordu.
Dünya alçaktır. Toplum zaten alçaktır. Herkes, gizliden gizliye yatma teklif ediyordu. Sonunda ben de dayanamadım, yatma değil, evlenme teklif ettim. Red etti. Sünnetlilerin kıyamet kadar hassas, erotojenik sinir ucu kaybettiğini, sünnettsizlere göre gereken performansı göstermediklerini söyledi. Şaşırdım açık sözlülüğüne. Haklıydı. Ben de kestirmiştim ve üstelik çok çalışıyordum. Çok emek verdiğim Zehra’yı, zeki ve kültürsüz bir matematik hocasına kaptırmış, kafayı, emeğin emekçiden koptuktan sonraki hikayesine takmıştım. İlgi alanım, emeğin bütün hallerini, statik ve dinamik maceralarını kucakladığı için öküz gibi çalışıyordum. Pörsümüş, statikleşmiştim ama o cıvıl cıvıldı. Bir kilometreden kahkahalarını duyuyordum. Dağılıyor, iyilik viranesi güzel bir iklimle dolaşıp duruyordu. Benim düzenli, hamarat, evcimen halimden ürkmesinin nedeni de buydu.. “Sen kendi iş boyunduruğundan memnun bir adamsın” diyordu, “Seninle birleşsem, bana zaman ayırmaz, benim dışımda dikelir, içime girmezsin,” diyordu.
Sonunda, toplumun baskısına dayanamadı, delirdi. “İbn Bâcce’yi siz zehirlediniz,” diye de suçlamaya başladı bizi. Nerden kafasına takmışsa... Bazen şafak sökmek üzereyken kalkıyor, dışarı çıkıyor, Meryem Vardanyan ile Gregoriy Korganov’un ayak izlerini arıyordu. Çocukken üvey babası tarafından tecavüze uğramıştı. Anasının babasının adını bile bilmiyordu. Köksüz, tarihsizdi.
Delirişinden bir yıl sonra, korktuğum başıma geldi. Gitti, bizim duvarcı Kırtıpil Ali’ye, gökten zembille inmiş bir hudâyî-nâbit’e ram oldu. Aklıyla duygularını, belli etmeden, birbirine fitleyen, çatıştıran bu adamda ne bulduysa anlayamadım. Bir tek kitap okumamış, tüm dünyayı kendinde toplayıp özümlediğine inanmış bir dangalak. Anlatmak istemiyorum ama anlatmadan da edemiyorum. Bakışları ürkütücü. Dünyada ne kadar kırım varsa, toplanmış, söz birliği etmiş, gelmiş, Ali’nin bakışlarında konaklamış. Burnu yamyassı. Yüzü, gevşeyip kızartılı bir halde, ilenerek aşağıya akmış. Adamı her gördüğümde irkiliyor, acıyorum. Çok zor doğum yapmış, bıçak yemiş inek amına benzetiyorum yüzünü. Bundandır ki hiç bir kadın yaklaşmıyor ona. Sabahları iyimser, akşamları ise oldukça muhtaç ve zavallı biri. Gurbet, ayrılık ve ölüm türkülerini yanık bir sesle sürekli söyleyip duruyor. Gördüğü her kadına da yutkunarak, tabakhane köpeği gibi bakıyor. Böyle anlatmak istemem ama ne yapayım, gerçeğin demine lanet, adam böyle biri. Zaten içime jilet gibi işleyen, beni acındıran bu bakışlardan hiçbir zaman kurtaramadım kendimi.
Her neyse... Kadın, Kırtıpil Ali ile iki yıl kaldı. Bazı erkekler, bazı kadınlar için son duraktır. İki yılın sonunda, o güzelim kadın, pencere perdesi gibi astı kendini pencerenin önünde. Polisten önce beni haberdar etti Kırtıpil Ali. Alel acele giyinip gittim, şafak alazında beyaz bir urgana dönüşmüş, uzamış gibiydi. Acı zerreciklerime indi. Kendi asılı halimi seyreder gibi seyrettim. Ağlıyordum. Kedi miyavlıyordu acı acı. Kırtıpil ağlamıyordu. Şu işe bakın ki, kadın kendini asmak isteyince, asılışına yardımcı olmuş Kırtıpil, ip bulmuş, sandalyesini çekmiş ayağının altından. “Bu dünyada herkesi anladım, herkese yardım ettim. Kimse anlamadı beni, yardım etmedi,” diye mırıldanıp duruyordu şerefsiz.
“Git polise haber ver,” dedim.
Gitti. Ağlıyordu.