Tr | Eng |
  • Krizli
  • Sınırın Ötesi
  • Kopuş
  • Depresif
  • Hayal Kırıklığı
  • Çorumlu
  • Güzel
  • Demirci
  • Çamaşırcı
  • Duvar
 
Resimler Tümü
 
 
Makaleler > ROMANIN GÜCÜ  

Pirtûk û Wêje: Romanın gücü denilince ne anlıyorsunuz, sizce iyi bir roman nasıl olmalı?

Romanın gücü dendiğinde, aklım zorlanıyor. Tek bir noktada değil, birçok noktada, aynı anda çeşni kazanıyor. Aklıma ilk gelen şey, dilin gücü oluyor tabi. Nasıl bir dil? Kullanılan dilin dışında yeni bir dil, daha önemlisi, romanda yer alan öznelerin ve nesnelerin iç dilleri, bu dillerin kendi aralarındaki ilişkilerin ruhu ve biçimleri, canlılığı, doğallığı ve akışkanlığı. Dilin örümcek hassasiyeti ile ördüğü incelikli vicdan ağı ve bu ağın dili. Bu açıktır ki, sözcük, imge, metafor, ironi gibi araçsal zenginliği gerektiriyor.




Romanın gücü dendiğinde aklıma ikinci olarak, romanın okurda yarattığı gerçeklik duygusunun gücü, sahiciliğinin gücü geliyor. Okurun iç seslerini çoğaltan, onda çağrışımlar yaratan, onu bir sorun haline getiren sahicilikten söz ediyorum. Romandaki ışığın sevincini ve acısını okura hissettiren bir sahiciliktir bu, okurun aynasıdır. Bazı romanlar sahiciliğini, gerçeği doğrudan sunuyormuş gibi hissettirir; bazıları da sözcüklerinin harflerini birbirleriyle dalaştırarak, anlamı bükerek, büyüleyerek, kaygan duygular, boşluklar ve bilinç ışıltıları içinde hissettirir. İnsanı, yaşadığı gerçeklikten koparan, yaratılmış farklı bir gerçekliğe taşıyan, orada var eden, sorun haline getiren karmaşık bir derinlik durumudur bu.

Romanın gücü dendiğinde aklıma üçüncü olarak gelen, ayrıntıdaki geleceği, uç veren, filizlenen geleceği estetize etme gücüdür. Mevcut durum, geçmişi ve geleceği içinde taşıyan bir gerçekliktir. Hayatın nabzına dahil olmayan, çürüyen, ölmekte olan ayrıntıları da estetize edebilir roman, ama önceliği bu olmamalı. Görünenin ötesinden öteye bakma diye bir derdi, hatta bir içgüdüsü vardır romanın.

Romanın gücü dendiğinde aklıma dördüncü olarak, biçim ve kurguda yenilik, orjinalite gelir. Her yeni biçim ve kurgu, koçbaşı gibidir; alışkanlığın, beylik olanın, tekrarın muhkem kapısını kırar, yeni bir düşünce ve yaratım alanına sokar edebiyatı. İmge ve metafor kurmada, ironide, soyutlamanın bütün biçimlerinde yeniliğe yol açan bir durumdur bu. Yeni anlamlar üreten, yeni tipte okurlar ortaya çıkaran bir durum…

Romanın gücü dendiğinde aklıma beşinci olarak romanın tüm canlılar alemine, bu alemin ruhuna ve diline; hissedilmeyen ama hissedilince duyarlılık ve enginlik yaratan mizacına, cazip ve tiksinç yaşam öykülerine dair yönelimi ya da donanımı aklıma geliyor. Romanın gücü, bir yönüyle de onun duyumsama ve empati gücüyle kendini belli eder.

Tüm bu ve benzeri şartları bir romanda bulmak elbette ki mümkün değildir. Ama edebiyatta önemli olan da sanırım mümkün olmayanı kuşatmak, onu zapt etmek, hiç değilse ondan söz etmektir.